Kül, Duman ve Yağmur Öncesi

yasak

Kendimi terk edilmiş bir kent gibi hissediyordum.

Suçluluk yere yakın bulutlar gibi üzerime çöreklendi.

Sabah ve gece arasında her dakika ömrün bitişine bir çentik daha atıyor…

Bu aralıkta kendime en sık sorduğum soru; merhametsizliğimin sınırlarının nerede sona erdiğiydi.

Kendinden korkmaya başlayan bir psikotik gibi, çoklu parçalara ayrılan kişiliğim kendini bir tek noktada birleştiriyordu: idrak etmenin ezici varlığı…

“git”

“ olur…”

İnsan her zaman geçmişiyle helalleşmeli.

Geçmişinle helalleşmek için o geçmişin ne menem birşey olduğunu idrak etmek gerekiyormuş.

Önce tanrı hatırlatıyor varlığını, bilemezsin beni diyor. Bilmek akıl işi…

Edeceksen iman edeceksin, bir iman boyu yol alıyorum. İ

İman etmenin peşinliğinde, kendimi kendi dışımda bir his topunun içine bırakıyorum. Gelecek ne kadar tahmin edilebilirse, bir adam evinden balık tutmak için çıkıp günün tabutun içinde biteceğini ne kadar tahmin etmişse, o kadar kesin bir hisler çemberinin ortasında kalakalıyorum.

Ardımda ne var, önümde ne durmakta bilmeden…

Meğer zaten hiçbir şey benim bildiğim gibi değilmiş.

Gurur gurur değilmiş.

Yalan yalan değilmiş.

Hakikat hakikat değilmiş.

Ve hayatta aydınlık sandıklarım aydınlık değilmiş…

Aydınlık değilmiş diyorum…

Aydınlandıkça kamaşan gözlerim ve gözlerimin menziline girmeyenleri hesaba katıyorum

işte o an idrak ediyorum.

İdrak etmek, hesaba katmadıklarınla pat diye yüzleşmektir.

Ben grinin varlığıyla işte böyle pat diye, ben olmaktan çıkmışken yüzleşiyorum.

“ Hoşça kal gri ve asıl şimdi hoş geldin…”

Sevmenin en hırçın en ele avuca gelmez halleriyle donattım hayatımı.

Neden nefret ettiysem en çok ona dört elle sarılmışım…

Ve sevdiklerim, ve tarafından sevildiklerimi hep muğlak bırakmışım.

Ne de olsa onlar sarılacak bana dört elle.

Gri, ya o gri !

Ben bıraktıkça benleşen ve benleştikçe silkelediğim,

silkeledikçe saydamlaşan gri…

Bir borcum var griye.

Artık gönül borcu demek asla ödeyememeyi peşinen kabul etmek olur…

Bu özür borcu.

Helalleşelim gri, ben sağanak yağmaya başlamak üzereyim ve senle yoğunlaşan bu yürek, senden almazsa bu rengi asla yağamaz.

Helalleşelim gri, küllerimden doğmak için önce yanmam gerek, dumanımı vermezsen yanamam gri…

“özür dilerim gri.”

Bir alacalı hayata kaptırdım ya, bir duraksın sen orada…

Bana bu helalliği vermezsen; uçarım konamam, gürlerim yağamam, hislenir ağlayamam, kızışır ısıtamam.

Yapamam…

Hakkını aldım.

Seni anlamadım…

şimdi anlamamın bir kıymeti varsa hakkını helal et gri…

“hakkını helal et gri”

Sevmenin en hırçın ve en ele avuca gelmezini senden öğrendim ben…

Ama kimselere söyleyemedim bile…

Seni kelimenin en hakiki olanında var edemedim.

En cesur eylemlerde en yüce korkaklığımı gizledim.

Ve hep sen kelimelerin, hiç söylenmemiş olanlarının içinde kaldın.

“ Güle güle gri.”

Kalbimin en arada kalan ve en belirsiz hatırası.

demişim yirmiliyaşların ortasında, bu ne acayip bir ruh halidir…

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yirmili yaş fiksasyonları...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s