Arada Kalan*

aradaBu yazı, bir kısa film hikayesi olarak yazıldığı için, yazım tekniği klasik öykününkinden farklıdır.  Cümleler, kısa, basit ve görselliği anlatmaya yöneliktir.


Gerçek Yaşam Öyküsüne Dayanmaktadır…

Şiddet gören ve çocuk yaşta “resmi olarak” tecavüze uğrayan bütün kadınlar için…

Nurten Oflaz için…

Nurten, mutfak penceresinden henüz çatısını bitiremediği çalı kulübeyi görmekte ve kendi kendisine konuşmaktadır. Uzun zamandan sonra annesini ziyarete gelen Nurten çaydanlığa takılmış ve ayağı yanmıştır. Bunun üzerine yanan yeri suya tutmak üzere derhal mutfağa koşar ve çorabını soyar. Mutfak o kadar soğuktur ki, suya tutmasına gerek kalmaz. Kız kardeşi Perihan ve annesi mutfaktan ikramlık bir şeyler alıp yeniden içeri giderler ve Nurten’le ilgilenmezler. Orada yalnızdır ve gözü pencereden gözüken kulübeye takılmıştır. Onu bitirebileceğine dair hiç umudu yoktur.

***

Ziyaret gününden iki hafta öncesine dönülür. Arka bahçede sekiz yaşındaki küçük kız kardeşi Ayten ile oynamaktadır. Nurten, dört kız kardeşten en büyüğüdür ve on üç yaşındadır. Oyunda, Ayten çamurdan harç yaparken; Nurten de çalı çırpı toplamaktadır. Hava çok soğuktur bu yüzden Ayten’e içeri gitmesini söyler ama asıl amacı kulübeyi tek başına yapmaktır. Ayten gittikten sonra, bahçenin ön kısmı yani avluyu gören ucuna geçer. Çünkü eğer Ayten, kendisini annesine şikayet ederse bunu görüp onu bir temiz haşlamak ister. Tahmin ettiği gibi olur, birkaç dakika içinde Ayten avluya, orayı süpürmekte olan annenin yanına damlar. Nurten “Ayten eniği!” diye söylenir. Anne de küçük kıza bir şeyler söyleyip, kıçına şaplak indirerek, onu içeri yollar. Bunu gören abla “Oh canıma deysin!” diyerek sevinir.

Anne, süpürmeyi bitirip içeri geçer. Kız da kulübenin gövdesini neredeyse bitirmek üzeredir. Bu esnada babası kapıdan girer. Samanpazarı’nda esnaf olan Tevfik beyin, o saatte eve geldiği vaki değildir. Evde otoriter ancak sevecen olan adamın tek aşırılığı çok mutaassıp olmasıdır. Kendine Arap usulü Müslüman der. Nurten’in soğukta dışarıda durmasına hep kızdığı için kız hemen saklanır bu yüzden kapıda Tevfik beyi karşılayan Refika hanımla aralarında geçen konuşmayı duymaz.  Ebeveynler, içeri geçtiklerinde, kız dışarıdaki oyununa devam eder.

Tam kulübenin çatısını yapmaya başlayacakken, annesi mutfaktan bahçeye açılan kapıdan girer ve hiç bir şey söylemeden kızı kolundan çekip evin hamamına götürür. Gözleriyle, -memnuniyetsizce- kızın üstünün kirini pasını süzer. Sonra elini yüzünü yıkar ve saçlarını tarar, üzerine şık bir entari giydirir. Kızının omuzlarından tutarak içerden sesleri gelen misafirlere kahve götürmesini söyler.

Kızın aklı, yarım bıraktığı çalı kulübededir. Bez bebeği Suzan için yaptığı bu evciği  bitirmek için sabırsızlıkla beklemektedir. Bu esnada kızını süslemeyi bitiren Refika Hanım, içerideki gürültülü kalabalığa işaret eder ve kıza, onlara kahve servis etmesini söyler. Kız, ‘ben yapamam ki, o kadar büyük tepsi taşıyamam ki’ dercesine bakar annesine ve tepsiye. Kadın az evvel, bahçedeki oyunundan alıp elindeki ve yüzündeki çamuru temizlediği kızına; artık çocuk olmadığını bir genç kız olarak o tepsiyi taşımak ZORUNDA! olduğunu anlatır.

Kız da, mutfakta tepsiyi hazır ederlerken gözü dışarıda, yarım kalan kulübesindedir. Misafirler gider gitmez kulübesini yapmaya devam etmeyi istemektedir. Bu arada misafirlik uzar. Sofralar açılır. Kadınlar ve erkekler için ayrı sofra düzeni kurulur; erkekler salonda otururken kadınlar yemeklerini mutfakta yemektedirler. Kadınlar sofrasında, gürültülü ve konuşkan pek çok kadın arasında, bir tanesi, yaşlı, şişman ve esmer tenli olanı, Nurten’e sessizce bakmaktadır. Nurten kadına “Bir emrin mi var teyze?” diye sorar gülümseyerek. Kadın, homurtuyla bir şey söyler ve diğer bütün kadınlar sofradan kalkarlar. Diğer odada yemek yemekte olan erkeklerin yanına giderek onların yemeğini bölerler. Yaşlı kadın, kocasının kulağına bir şey fısıldar. Durumdan hiçbir şey anlamayan Nurten, heyecanlı görünen annesine şaşkınca bakmaktadır.

***

Nurten, mutfaktaki bulaşığı toplarken; annesi yanına gelir ve gidip içerideki bütün büyüklerin elini öpmesini söyler. Kız gidip el öper ve mutfağa gelip, bulaşığını yıkamaya devam eder. Bu arada, hava kışın erken karardığı için, kulübenin bitmesi yarına kaldı diye düşünür. Yüzünde bir gülümseme vardır, sonunda bilye savurmaktan daha zevkli bir oyun bulmuştur kendine.

O akşam yatmadan evvel, Ayten’den sabah kulübeyi bitirmek için yardım ister. Bu esnada annesi içeri girip, hemen uyumasını ertesi sabah erkenden hükümette işleri olduğunu salık verir. Ayten, “Gitmeseydin oynardık” diyerek, hüzünlü bir şekilde dudak büker. Bebeği Suzan’a işaret ederek, bir süre kendisinde kalıp kalamayacağını sorar. Nurten, küçük kıza geldiklerine bebeği geri almak şartıyla verir.

Hükümet binasına giderler. Uzun koridorlardan geçerler. Ufak tefek bir çocuk olan Nurten, sıkı sıkı yapışmıştır annesinin eline. Ufak bir odaya girilir, Nurten dışarıda beklemektedir. Nurten kapıdaki tabelayı okur: DURUŞMA SALONU. Neden mahkemeye gelinmiştir, acaba “mahkeme” anladığı anlamdaki mahkememidir, yoksa acaba bilmediği, yazlık sinemada görmediği  başka bir mahkeme daha mı vardır, kendince sorgulamaya başlar. Kız çok geçmeden odaya çağırılır, içeride bir adam bir de katip bulunmaktadır. Adam ebeveynlere işaret ederek, “Bu mu?” der; Tevfik efendi başıyla onaylar, kız yeniden dışarı çıkarılır.

Öğlen eve dönülür, kız avluya girer girmez annesinin elinden fırlayarak, bahçedeki oyununa dönmek üzere Ayten’in yanına yönelir. Annesi arkasından seslenerek, nereye gittiğini sorar. O da Ayten’in yanına gidip bebeğini alacağını daha sonra da bahçeye çıkıp yarım bıraktığı kulübesini tamamlayacağını söyler. Annesi, azarlayan bir ifadeyle ona çıkışır ve az evvel hükümet binasında neler olup bittiğinden haberdar olup olmadığını sorar, kız “ Haberim yok” anlamında büker başını, daha sonra anne kızın yaşını büyüttüklerini çünkü kızın evleneceğini söyler. Kız ne olduğunu kavrayamaz bu yüzden suratında hiçbir ifade yoktur. Ama kendisini yakından ilgilendirdiğini düşündüğü bu konuyu anlamak için çaba sarfeder. Bu çaba kızın yüzündeki düşünceli ifadeden rahatça anlaşılmaktadır. Sonra, az evvel oradan ayrılmış bulunan annesinin peşinden giderek ona soru sorar; “Anne Zübeydegillerin düğünündeki gibi evlenmek  mi, yoksa benim bilmediğim başka bir evlenmek mi var?”

Annesi bilmiş bir tavırla kızı yanıtlar; “ Şaşkın mısın kız sen, başka türlü evlenmek olur mu ki? Elbet, her şey o düğündeki gibi olacak.”  Kız annesine merakla sormaya devam eder “ Limonata olacak mı?” Anne “Evet” der. “Peki anne gelin teli takacak mıyım?” diye sorunca, Refika hanım “ Evet” anlamında başını sallar, Nurten “ Oldu o zaman!” diyerek annesinin yanından ayrılır.

Akşam uyumak için yatağına çekilince Ayten, isteksizce getirir Suzan bebeği. Nurten, bebeğin onda kalmasını söyler. Yaşının büyüdüğünü söylemeyi de ihmal etmez. Evleneceğini söylemez çünkü unutmuştur ve yalnızca o gün değil diğer zamanlarda da adamın bahsi geçerken, farkında olmadan “Kazım abi ya da öğretmenim” demektedir koca adayına. Annesi bir an evvel bundan kurtulması için pataklayıp durur kızını.

Nikahtan bir gün önce Ayten, bebeğe iyi bakması için tembihlenir. Ayten, masum ve ufacık haliyle bakar ablasına. Dudağını büker, gitme diye ağlamaya başlar. Ablası, kardeşinin ağlamasını anlamaz, içine itildiği şeyin hayatının üzerinde gerçekleştireceği etkiden habersizdir.

Nikah ve düğün olur. Nurten o güne dek yalnızca gıyabında konuştuğu bu adamla evlenmiş bulunmaktadır. Kat kat başına örtülen örtülerden, önünü bile göremez ancak kocasının sesini duyabilir. İstenmeye geldiği gün bile ona hiç dikkat etmemiştir. Çünkü kimin neden geldiğini anladığında adamı görmek için çok geçtir. Adamın ilkokuldayken, aynı okulda öğretmenlik yaptığı anlatılmış ama yine de adamın görüntüsü Nurten’in zihninde billurlaşamamıştır.  Kız bunun için de bir çaba sarfetmemiştir çünkü sıklıkla evleneceğini unutmaktadır. Ama evleneceğini hatırladığı zamanlarda yaş hesaplaması yapmaktadır; “ Onüç artı onüç eder yirmialtı ama yaşım daha büyükse eğer, bakalım, yirmialtıdan on altı çıkart dokuz kalır. Yeni yaşıma göre Kazım ab.. yani Kazım benden dokuz yaş büyük olur, eski yaşıma göre onüç…”

***

O gece Nurten için bir ilk gerçekleşmektedir, ilk kez bir erkeği soyunuk gören Nurten, kendi kıyafetlerini de soymasını isteyen adama ne diyeceğini bilememektedir. Nihayetinde adam, basireti bağlanmış olan kızın önüne gelerek, onun üstündeki kıyafetleri hızla soyar. Bu arada birkaç kez eli kızın yüzüne çarpar. Kız hiç sesini çıkartmaz. Beraber olurlar, daha doğrusu elde eden adamdır, o tek taraflı bir işlemdir. Her şey bitip de adam, kızın yanına uzandığında kıza yüksek sesle yataktan kalkması için talimat verir. Kız canının acısından kıpırdayamamaktadır ama adamdan korktuğu için hemen kalkar adam çarşafa bakar ve üzerine entarisini giyinen kızın üstüne yürür ve bir yandan hiç durmadan bağırmaktadır;

“ Hani kan! Hani kaaaan! Kan nerede?” Kızın üstüne yürür, onu yumruklayarak dövmeye başlar, kapıyı rüzgar çarpmasından koruyan tuğlayı alarak, kızın karnına vurur, sonrada kızın üzerine savurur tuğlayı. Kızın dizi kanamaya başlar. Adamın nedensiz isteğini, herhangi bir kan görebilmek olduğunu sanan küçük kız, titreyen dizine işaret eder. Adam bir şamar daha indirir. Bu esnada adamın annesi içeri girerek aynı şiddette bir kez daha döver küçük kızı. Kız altını ıslatır. Kızı saçından tutarak sürüklerler, bu esnada kız bayılmak üzeredir.

Hastahaneye giderler, Tevfik efendiyi çağırırlar oraya. Genç bir doktor muayene için gelir, kadın doktorun gelmesini isterler, bu arada kızın yüzünden, kafasından ve dizinden kanlar akmaktadır. Kızın haline dayanamayan bir hemşire yardımcı olmak ister çünkü kadın doktor bulunana kadar, çok vakit kaybedilebilir. Hemşire pansumandan önce, kaynana tarafından bir köşeye çekilerek, bekaret kontrolü istenir. Hemşire, yüz göz olmamak için, kabul eder, anne-kaynananın olduğu bir odada kız muayene edilir, ama muayeneden sonra bitap düşen kız bayılır. Hemşire, sonucu bekleyen kadınlara, Nurten’in kızlık zarının çok derinde olduğunu bu yüzden hemen kan gelmediğini söyler. Herkesin içi rahatlar, kız kanlar içinde içeride yatmaktadır. Bununla birlikte, kızın varlığından bile haberdar olmadığı bir şey yüzünden işkence görüp, yine haberdar olmadığı bir şey yüzünden sevinilmesi akla mantığa sığmamaktadır.

***

İki hafta sonra gerçekleşen ev ziyaretinde Nurten kendi kendine söylenir; “ Bahçedeki ev yarım kaldı, Suzan Ayten’de kaldı ben de çocuk muyum kadın mı arada kaldım der.” Umarsız biraz da acılı ifadesi de mutluluğun geride kaldığının işaretidir.

* 10. Uçan Süpürge Uluslararası Film Festivali için düzenlenen “Evlilik mi, Evcilik mi” konulu kısa film hikayesi yarışmasında finalist seçilmiştir.

grafik tasarım: E.Ezgi Uzmansel

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Kurmacalar...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s