O, Masum…

başka bir canlıyı sevmek...

Evlerinde besledikleri hayvanlardan “kızım” ya da “oğlum” diye söz eden insanlara tereddütle bakardım. Hayvanlarını uzun uzun anlatmaları da saçma, yavan ve delice gelirdi. Televizyonda hayvanlar üzerine çekilmiş bir film gördüğümde kanalı değiştirir, balık besleme fikrini bile en az on kez düşünürdüm. Evet hayvanları severdim ama “uzaktan”… Ta ki o gelene kadar!

O…

Masum!

O, evimize geldiğinde aile bireylerinin (!) halet-i ruhiyesi pek iç açıcı değildi: Annem, temizlik hastasıydı (kendisi bunu açıkça itiraf etmese de, bir toz öbeği onu kahırdan kahıra sürükleyebilirdi) üstelik eşyaları onun her şeyiydi… Onlara zarar gelse, kolu kırılmış, yüzü çizilmiş, dizi yaralanmış gibi içlenir, sızlanırdı…

Evin diğer üyesi olan, yeraltının en üvey babalarından Y.K, bırakın bir köpeği sevmeyi iştimaya çekemeyeceği hiçbir canlıyı sevmeyecekmiş izlenimini veriyordu.

Ben üniversiteyi henüz kazanmıştım… Zaten evde değildim ve o eve girecek hiçbir şey beni ilgilendirmiyordu… Ne de olsa yeni bir hayatım vardı artık!

Kardeşim, “Dünyalılardan nefret ediyordu.”  Kaldı ki, agu bugu nidaları ile sevilecek, minik bir varlık hiç de gothik değildi… Siyahtı dünya, keskin köşeleri vardı, gökyüzü metal bir sarkıttı ona göre, şehrin gürültüsü ancak brutal vokallerce bastırılıyordu. Pamuksu tüyleri olan bir varlığın onun belleğindeki tek karşılığı: Saçmalıktı…

Ve o geldi.

Geldiğinde kulakları vücudundan daha büyüktü. Altınsı yumuşacık tüyleri vardı. Ürküyordu hepimizden. Küçük bacakları titrekti ve duvarların kenarlarından yürüyordu. Annem ona Masum demeye karar verdi. Masum’un tuvalet eğitimi yoktu ve kendisine gösterilen yerden başka her yere o malum şeyleri yapıyordu. Herkes bir elinde fısfıslı bir dezenfektan diğer elinde de bez ortalıkta Anti-sidik timi gibi dolanıyordu. Oysa ben, hafta sonu ziyaretlerimi bu vaziyetten uzak olduğuma şükrederek geçiriyordum. Çok şükür kardeşim benim tarafımdaydı ve çok şükür ikimiz de hala sterildik.

“Tuvaletini sağa sola yaptığında onu yanınıza çağırın ve yere gazeteyle vurarak yüksek sesle onaylamadığınızı bağırın…” diye gelen önerileri uygulamaya koyulduklarını gördüm daha sonra…  İşte bir köpekle ancak böyle iletişim kurulacağını düşünen ben, bu yöntemin ilk takipçilerinden oldum. Ama bu yöntem onu ağlattı ve o ağladığında içimize çöreklenen suçluluk duygusu onu bizim karşımızda bir-sıfır öne geçirdi. İşte kalbimizden içeri bu galibiyetle girdi.

Daha az uyukluyordu artık, bebeklik çağı hızla sonlanmış ve çocukluk faslı başlamıştı. Sanki minik poposunda bir jet motoru vardı ve evin bir ucundan diğerine o motordan aldığı hızla koşuyordu. Ufacık haliyle, hız otoritelerini sarsarken koltuklara tırmanmak konusunda aynı başarıyı gösteremiyordu. O çabayı görmeliydiniz… Kıyılara köşelere tutunarak debelenmesi ve yuvarlanarak yere düşmesi. Ve yeniden…

“Madem…” diyordu içinden sanki “…madem şu koltuklara çıkamıyorum o halde neden köşelerini kemirmeyeyim?” Eğer bunları söylemiyordu ise, neden bütün koltuk köşelerinden süngerler fırlamaktaydı? Annem mi? O yalnızca gülüp geçiyordu… Evet. Sadece gülüyordu. Masum, bunun eğlenceli bir uğraş olduğu kanaatine iyice inanmış olacak ki, kemirme eyleminin çapını genişletti: Sehpa ve masa kenarları, kütüphane kenarları, kapı kenarları ve ayakkabılar… Önce müthiş bir sessizlik ve takiben onun ağız şapırtısı… Kim bilir kimin ayakkabısı bir sandalete dönüşüyordu?

Kardeşimden başka herkes onu mazur görebilirdi… Kardeşim ise Masum, onun odasına girmediği müddetçe onun varlığını mazur görebilirdi. Ben ise hala havlayan bir köpekten tabanlarımı yağlayarak kaçıyor ve kırtasiyelerdeki köpek figürlü takvimlere “ucuzluk reyonuna gitmeli!” gözü ile bakıyordum. Evet, ben ve kardeşim aynı taraftaydık.

Ancak kardeşimle buluştuğumuz Anti-Masumcu ortak payda dağılacaktı ve ben yalnız başıma kalacaktım. Peki olaylar nasıl gelişmişti, bakalım:

Bir gün bitap bir halde okuldan eve dönen kardeşim odasının kapısını tamamen kapatacak gücü kendisinde bulamaz ve üzerindeki yorgunluğu soyunmadan kendisini yatağa atar. Bu arada Masum isimli ajan köpek o aralıktan içeriye dumansı bir tavırla sızar… O oda Masum için yeni bir noktadır ve keşfedilmeyi beklemektedir. Oysa odanın gerçek sahibi bu davetsiz misafirden hiç haz etmediği için, içinde kalan son güç kırıntıcığını zavallı ajan köpeciğe pöykürmek için kullanır ve kovar. Hiç oralı olmayan esasköpek Masum, o zamanların en moda davranışı olan yatak-koltuk tırmanışında aşama kaydetmeye çalışmaktadır ama etraftan bakanları “yine olmayacak kuçukuçu” şeklinde düşünmeye de sevkeder hani… Ama an, o andır ve Masum yatağa tırmanmayı başarır. Onun zafer dolu sevimli suratı ile burun buruna gelen kardeşim ise onu aşağı fırlatmaz ama muhatap da olmaz… Çünkü derhal uyuması gerekmektedir ve o küçük, sevimli, muhteşem, tatlı ve agucuk canlıyı hiç de sevmeye niyeti yoktur… Niye sevsin canım, di’ mi ama? Uyandığında, Masum hala oradadır. Hem de onun koynunda… Kulaklarının altına gizlediği suratı ve bir lokmacık minik gövdesi ile göreni sevmeye mecbur bırakır. Kardeşim olacak o rock ninjası da bütün mınçıkalarını ve kılıçlarını indirerek Masum’u hayatına kabul eder… Ancak birkaç koşulu vardır: Masum derhal Beşiktaş’a maskot olarak yetiştirilecek ve System of a Down’dan başka hiçbir grubun şarkısına memnun havlamalar yollamayacaktır. Masum ilk koşulu kabul etse de ikincisini pek de tınlamaz…

Annem ve yeraltı dünyasının en üvey babası Y.K’nın köpeklere bakış açıları Masum sayesinde, açıortay yapmıştır… Kemirilen İtalyan ayakkabılar, bisküvi muamelesi gören astronomik ücretli gözlükler, her köşesinden yenen ağaç mobilyalar kimsenin umurunda değildir. Öte yandan Y.K, ismi Masum olan bir film şirketi kurmuştur ve logo olarak da Masum’un büstünü kartvizitine, antetli kağıtlarına çoktaaaaaaaaan bastırmıştır. Kardeşim ise okuldan geldikten sonra onunla oyun dünyasının derinliklerine yolculuk eder.

Masum’un kendisini birey zannetmesi onun ergenlik faslına denk gelir. Her zaman kendisini aralarına kabul eden topluluk sofra vakti gelip çatınca başka tellerden çalmaktadır. Bu da esasköpeğin çok zoruna gider. İşte acındırmak sureti ile sofradakinden pay alma stratejilerinin ilk tohumları bu esnada atılır. Sofrada yemek yiyen cemaate en gariban, en uysal en acınası bakışlarını takınarak yaklaşan Masum, bir lokma alana kadar ağlama numarası yapar. Lokmayı alır almaz ağlama durur ve yerini memnun bir ağız şıpırtısına bırakır. Ve doyana kadar bunu yineler… Herkes sofradan kalkıp, tabak çatal toplandığında ise masum boş masaya çıkarak “Bakın gördünüz mü isteseydim çıkardım” tavrıyla havlar ancak kolluk kuvvetleri eşliğinde aşağı doğru kışkışlanır… Herkes bu şeytantüyü taşıyıcısı varlığın muzipliklerine gülerken ben hala yakınma halindeydim. Üstelik Masum’un hiç de masum olmayan bir yüzü ile, tecavüzcü kimliği ile karşılaşmıştım ve bacağımı onun elinden kurtarabilen yoktu…

Bu arada Masum’un oturduğumuz kanepeye olduk olmadık zamanlarda tırmanması; biz konuşmaya başladığımız an havlaması onu pataklama arzusu uyandırıyordu bende… Ama benden uzak olsundu, bu yeterdi…

Oysa hafta sonu ziyaretlerimde –beş yılın üç yılı böyle geçti-  hasret gidermek için iki kelam etmeye niyetlenen ben ve annemin arasında oturmayı seçmesi ona karşı geliştirdiğim hödöhödö kalkanlarımı iyice açmama sebep oldu.  Evet ya, annemle benim aramdakileri baya baya kıskanıyordu.

Bir defasında televizyonda çalan bir şarkıda dans etmeye teşebbüs ettiğimize bin pişman olduk: O, bütün haşmeti ile aramıza girdi ve “Roff! Rofff!” nidaları ile bizi ayırmaya çalıştı… Yok! Yılmayacaktım… Dansa devam ettik… Ne olsa beğenirsiniz, bu kez o da bizimle dans etmeye başladı! Hay yarabbi, demek bükemediğin eli öpeceksin raconunu da öğrenmişti  Olsun, o şımarık ve obur bir köpekti ve gözümde öyle kalacaktı!

Hastaydım…

Bütün eklemlerim acıyordu.

Burnumun muslukları yalama yapmıştı ve delicesine akıyordu.

Ciğerlerim eziliyordu

Ve karnım ölesiye ağrıyordu.

Üşütmüştüm!

Tek düşündüğüm, kendimi koltuğun üzerine atıp oracıkta ruhumu teslim etmekti. Oysa Masum faktörünü tamamen unutmuşum! O habire yattığım koltuğa çıkmaya çalışıyor bense karın ağrısının bana verdiği yetkiye dayanarak onu aşağı tepeliyordum. O ise ısrar ediyordu. Iııh… halim kalmamıştı. “Gelirsen gel” dedim. O karnımın üzerine kürk gibi uzandı. Uyumuşum, iyileşmişim ve ısınmışım… Bilhassa ona ısınmışım!

O, Masum! Eve gelenleri ilk önce o karşılar… Eğer uzun zamandır gelmeyen ve özlediği biriyse kapıdaki, ağlar! Sanki hesap sorar gibi “Hey sen! Nerelerdeydin? Mıymıymıy…”

Ve son ana kadar uğurlar… Kapı ile koridor arasındaki mesafeyi, sırf gidene boynunu büküp bakabilmek için süratle kat eder; yola bakan pencerenin perdesi miniminicik aralanır ve küçük sevimli suratı görülür. Ona baktığınızı anladığında “Eyvallah” havlayışını yapar…

O, Masum! Siz onu okşamaya görün… Dört ayağı tavana dönen bir masa gibi sırtının üzerine yatıverir. Sevdikçe seveceksiniz ki yine de o doymaz, siz doyamazsınız…

O, Masum! Seyahatleri ve gidişleri valiz kokusundan tanır. Sevmez gidenleri ve bu yüzden valizlerin içine girer… Onu oradan çıkartmak, onu ardınızda bırakıp gitmek şöyle incecikten içinizi sızlatır.

Karşılıklı havladığı peluş bir oyuncağı vardı, içindeki mekanizma sayesinde havlama sesi çıkartırdı; bizimkisi de onunla düet yapardı. Ta ki, o oyuncak çamaşır makinesine girene kadar… Artık “hav” gibi klasik bir eser yerine “nujoooooooorrr” gibi bir ses ile Masum’u korkutuyordu. Yine de Masum oyuncağını kafasından kavrayıp evin içinde gezdirmeyi asla ihmal etmedi.

Üzüm ve erik taneleri ile oynaşmayı… Onu bir yere attıktan sonra peşinden yuvarlanmayı hiç ihmal etmedi.

“Ha memo” adlı polifonik eser eşliğinde kucakta taşınması da dillere destan olmuştu… Kralmışçasına… Hâlbuki biz onu sadece yanımızdan uzaklaştırıyorduk. Oysa o, onunla oynadığımızı sanıyordu. Böyle sanmayı da hiç ihmal etmedi, yüzüne kapıyı kapatsak da…

Ağladığımızda gözyaşlarımızı yalamayı, bize bağırıldığında zanlıya saldırmayı, mahallenin köpeklerinin sesinin geldiği yere doğru koşarak havlamayı, et-balık-tavuk üçlüsü için iki ayak üzerinde hokkabazlık yapmayı ve doğumgününde adına tandırboard dediğimiz tandır kebabını zevkle kabul etmeyi, lahana dolması için yalvarmayı, kendisine “muhafızlık” görevi biçerek belli bir saatten sonra eve adım atanların yüzüne yüzüne ulumayı hiç ihmal etmedi…

Masum’un susadığında küçük bir bayrak gibi ağzının kenarından çıkan dili, canı sıkıldığında insan gibi iç geçirmeleri, azıcık aralanan pencereden hava çalmak için burnunu uzatması, evi bir uçtan diğerine –birbirine katarak- tavaf etmesi, çantalarımızı, ayakkabılarımızı, gözlüklerimizi ve yiyeceklerimizi bir metre yetmiş santim yüksekliğe koymamızı sağlaması ile o bir fenomen…

Masum fenomeni!

Bizimle büyüyen, bizi büyüten bir canlı… Bizi uğurlayan ve karşılayan bir canlı… Bizimle üzülen ve heyecanlanan bir canlı… Kendince bizi tedavi etmeye çalışan, bizi kıskanacak kadar seven bir canlı… Bu dünyanın sadece biz insanlara ait olduğu bencilliği ile yaşayadururken, bunu bile umursamayan ve sevgi karşılığında doğasından vazgeçerek dört duvar arasında var olmaya çalışan bir canlı… Şimdi söyleyin, onunla geçirdiğimiz neredeyse on yılın ardından hakkında bir kez konuşmayayım mı? Birbirini ırk, para, erk, namus için öldüren insanoğlundansa Masum’u daha çok sevmeyeyim mi? Yaşlandı ve obur vücudu artık çok hasta… O gitmek üzereyken ona bir hoşçakal demeyeyim mi? Üstelik o beni her zaman uğurlamıştı… Yine de, bizi bırakma Masum!

masum, sarmaşıklar arasında...

Reklamlar

6 Yorum

Filed under Asıl mesele...

6 responses to “O, Masum…

  1. taylan kumeli

    offfffffffffff be canimmmm ne kadar dogru///

  2. Öznur Gökhan

    Benim çalışmam lazım, bunları okuyorum.. Beni ağlatmak mı istiyorsunuz?? 😦 Tanımıyorum Masum’u ama çok şanslı bir köpük o.. Uzun ömürler diliyorum, baby face’e..

  3. seda ulutatar

    Masum u burdan kucaklıyor, kocaman öpüyorum koca kulaklı muzır ı …

  4. Ufuk Koroglu

    ne güzel yazmışsın kızım çok duygulandım.bir an önce iyileşir inşallah.O’nu bende seviyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s