Milliyetçiliğin Haklı Bir Yanı Olabilir mi?*

Bir yakınınız, hem de yakınlık derecesini görmezden gelemeyecek kadar yakın olduğunuz birisi, bir tür milliyetçilik dalgası içinde sağa ve sağa yalpalanmaktaysa; bir kez durup milliyetçiliğin mahiyetine dair yeniden düşünür müydünüz? Aslında içinde bulunduğum durum tam da bu idi. Zekasına hayran olduğum bir insan, bir yakınım, günün birinde milliyetçilik ateşi içinde karşımda cayır cayır tutuşmaktaydı. Kendisine bayrakların, kökenlerin, dillerin, cinsiyetlerin tesadüfi olarak sahip olduğumuz şeyler olduğunu izah etmeye çalıştım. Pekala bugün bir etnik-köken içinde bulunuyor olabiliriz ancak bunun aksi de mümkündü dedim. Ancak, o hayran olunası kıvrak zeka karşıma oldukça kısır bir sonuçla çıktı; ben adam akıllı etnik kökeninden utanan bir memleket düşmanıymışım. Dedim ki, ben memleketimi en az senin kadar seviyorum. Belki de senden daha çok seviyorum. Çünkü, ben bu memleketin tek bir parçasını bile diğerinden ayırt etmeden, sorunlarıyla, kusurlarıyla ve sahip olduklarıyla ve hatta sahip olamadıklarıyla da seviyorum. Ben sahip olduğun etnik kökeni aşağılamam ama bu diğerlerinden daha üstün olduğu için değil, benim hiçbir insanı böyle bir sebepten aşağılamak gibi bir hakkım olmadığı için dedim. Ya sen? O bu memleketi yalnızca övünülesi olan şeyleriyle seviyordu. İşin kötü tarafı da, övündüğü şeylerin dayandığı esas, koca bir şişirme olabilirdi. Elbette dokusunda güzellikler vardı ama bu beni diğerinden daha kıymetli kılmıyordu. Elbette bu benim fikrim. Bana nasıl olup da insanların Ermeniliği kendilerine mal edebildiklerini sordu. Bizler bunu nasıl yaparmışız? Ona Nabokov’un Lolita’sından bir pasaj okudum… aslında orada geçen sıradan diyalogun, yakınımda yaratacağı etkiyi görmekti amacım. Bayan ve Bay Humbert arasında geçen konuşma özetle şöyleydi; kocasına tanrıya inancı olup olmadığını soruyor Bayan H., kocası henüz cevap vermeden; eğer tanrıya inanmıyorsa onu terk edeceğini bunun dışında hiçbir gücün, adamın Türk olma ihtimalinin bile, kadını adamdan koparmaya yetmeyeceğini söylüyordu. Yakınım, pasajı okur okumaz renk değiştirmeye başladı. “Bana pasajda rahatsız edici bir şey yok mu diyorsun?” diye parladı. Ben elbette var dedim. Aşkı, aştan başka koşullara bağlamak… Kendisi olsaymış o cümleden sonra kitabı okumaya devam etmezmiş. Bakış açısı daracık bir odada kıvranıyordu işte.

Milliyetçi söylemin haklı bir yanı olması mümkün değil. Çünkü haklı olmak, bir şeye göre haklı olmaktır. Düşüncelerin üzerinde yükseldiği etnik kavrayışların haklılığını iddia etmek; bir etnik kökeni diğerine göre daha üstün görmektir. Milliyetçiliğin esası olan “ırk” olgusu, biyolojik bir sınıflandırmanın ötesine taşınmak bakımından tehlike arz eder, üstelik savunulası görünen bir husus karşı taraf! için pekala yergi konusu olabilir. İşte bu tesadüfi olarak sahip olunan ve yalnızca biyolojik olarak anlam taşıyan ayrım üzerinde övünç malzemeleri üretmek sadece haksız değil anlamsızdır da…  Gelelim bir ülkeyi sevmek gerçeğine… Bir ülkeyi eğer iddia ettikleri gibi taparcasına seviyorlarsa, ancak hataları kabul etmiyorlar bununla birlikte görmezden gelemediklerini başkalarının üzerine yıkıyorlarsa ben kendi adıma bu sevginin daha çok kişisel bir ego kulpu olduğunu iddia edeceğim. Bu sözü geçen şahıslar, benim sevgili yakınımda dahil, paylaşılamazlık, biriciklik gibi kişisel arzularını sokaklara böyle, bu söylemin ardında rahatça taşıyorlar. Sevgi ve şiddeti yan yana yaşama becerisine!! sahip olan bu cenahın insanları ne hikmetse şiddetin gürültüsünden arkasında sığındıkları şeyin “sevgi” olduğunu unutuyorlar. Kendine güveni olmayan zavallı bir eş gibi, yaşadıkları bu yeri parsel parsel tapulayıp “ya benimsin ya toprağın” iddiasının arabesk cızırtısında silme- ortadan kaldırma güdülerini meşrulaştırıyorlar. Biz diyorlar, yüz yıllar boyu nicelerini hoşgördük. Hoşgörmek, kendi üstünlüğünün ön kabulünde, kendi kurallarınla, diğerlerinin yaşamasına ses çıkartmamaktır. Bunun da fedakarca görünen bir yanı yoktur. Fedakarlık bir yana, gerçekten erdemli olan, benim kadar diğerinin de kendi belirleyeceği koşullarla yaşama hakkı olduğu gerçeğini sindirebilmektir. Dediğim gibi, egolar şiştikçe şişmiş buna paralel olarak hazımsızlık kaçınılmaz olmuştur. Ben, bu memleketi seviyorum. Bütün olanakları ve olanaksızlıklarıyla. Uykumu kaçıran kaygılarıyla ama diğerlerini de seviyorum. İnsandan ötürü… Hepsini… İnsanı seviyorum. Bir insanı sevmemenin tek gerçek nedeni, kendisini insan yapan temel şeylerden kaybetmesidir, ırkı değil. Nihayetinde hepimiz bir etten çağlayandan süt içmişiz, bir ağzımız iki gözümüz var, atan bir kalbimiz, gittikçe ısınsa da!!! soluduğumuz bir havamız var.

Evet, düşünce çeşitliliğinin gerekliliğine inanan bir insan olarak oturup düşündüm. Milliyetçiliğin haklı bir yanı var mıdır? demokrasi bunu icab eder diye öğütlendik çünkü. Diğer yandan da demokrasinin özgürlük temelinde oluşan bir söylem olduğunu, bu özgür atmosferde iyi kadar kötünün de yeşermeye hakkı olduğunu gözden kaçırmamalı. Özgürlük benim ve ben olmayanın aynı anda, aynı haklılıkla yaşayabilme imkanıysa ve ben iyiysem –ki kimse kötü olduğunu düşündüğü bir şeyin içinde bulunmak istemez, ya da öyle olduğunu iddia etmez- ben gibi olmayan kötüdür, bu akıl yürütme zincirine göre kötü olan da iyi olan kadar varolma hakkına sahiptir. Biz iyi olanlar, kötü-yanlış olduğunu iddia ettiğimizi silip, bir çeşit iyiliğin diktasını kurma peşinde miyiz? Sanıyorum bu noktada yeniden müdahale etmem gerekiyor… İnsana dair olana, insansal olana yaklaşımımızı demokrasi çerçevesiyle ele almamalıyız. Hoşgörü gibi, demokrasi de aslında iyicil yakıştırmalarla maskelenen ama nihayetinde bir çeşit ayrımı haklı çıkaran kavrayışlardır kimi zaman. Öyleyse insana, ben ve diğeri gibi kategorize etme biçimleriyle yaklaşmak ve onları tek çeşit özgürlük anlayışı içinde mahkum etmektense, gelin bir üstbakış edinelim. İnsanlığa ancak insanlığın üstbakışıyla bakmanın haklılığını unutmadan.

(*) Birgün, 2007

Reklamlar

2 Yorum

Filed under Asıl mesele...

2 responses to “Milliyetçiliğin Haklı Bir Yanı Olabilir mi?*

  1. Cüneyt

    Güncel bir meseleye dair çok çarpıcı bir yazı olmuş. Kalemine nöronlarına sağlık!

  2. confusetobscur

    ellerinize sağlık..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s