Gazinocular Kralı ve Ben…

Ne kadar zamandır anlatıyorum diye sordum bugün kendime? Sahiden ne kadar zamandır? Elimde altmışlık bir kaset var, dedemin sesimi kaydettiği. Onu dinledim. İki buçuk yaşındayken kaydedilmiş, dokuzyüzseksenbeş baharı. Habire anlatıyorum. Sorulan bütün sorulara neşeli, komik yanıtlar veriyorum ve dahası teybin içine gireceğimi zannediyorum. Çünkü durumun mecaz-ı mürseli şu: “seni teybe alıyoruz, hadi konuş!”Ben sahiden o cihazın içine gireceğimi sanıyorum. E, peki ne olacak teybin içine gireceğim de? Gece demeden gündüz demeden anlatacağım. Seviyorum bunu.

Peki ne kadar zamandır yazarak anlatıyorum. Bunun yanıtı parmağımdaki yazı nasırında. O nasır elimde zonklayalıberi onu bunu yazıyorum. İyi yazıyorum, kötü yazıyorum, yanlış yazıyorum, doğru yazıyorum… Hiiiç umurumda değil, yazıyorum işte. Mutlu ediyor beni. Gevezeliğimi zapt-ı rapt altına alabiliyorum. Daha uysal bir ifade biçimi, sözde (!) daha suskun…

Ne için yazar insan?

Bu sorunun o kadar çok sorulmuşluğu var ki. Benim bu soruya verdiğim onlarca yanıtım vardır nereden baksan. Sevdiğim için yazıyorum, beni mutlu ettiği için yazıyorum, kızsam yazıyorum, sevsem yazıyorum, uydurukçuluğum coştuğunda yazıyorum, gerçek damarlarım çatladığında yazıyorum, hayata tutunmak için yazıyorum, ölüm korkumu savmak için yazıyorum, derdime derman olsun diye yazıyorum, şikâyet etmek için yazıyorum, takdir etmek için de…

Ne sorular sordum yazmakla ilgili… Kimisi pek yerinde, kimisi de lüzumsuz. Bazen de hiç oralı bile olmadan yazdım, sırf yazmak için (çoklukla bunu yaptım) Ama bugün aklıma garip bir şey geldi. İçim sızladı. Yüzleştim.

Ben artık anlaşılmayı da istiyormuşum. Yazı evreninin yalnızlığını çatlatacak şeylere kalkışmışım. Evet, yalnızlıktan da sıkılmışım. Çekmecelerimde duran onlarca saklı hikaye kadar bir de ortaya döküp saçtığım, bir haykırış kadar duyulmasını istediklerim de varmış. Ve hatta bu sesin iyiden iyiye işitilmesini istemişim. Romanlarımı okuyup basacak bir editör bulmak için ne kadar zamandır uğraştığımı unuttum. Kaç gazeteye kaç dergiye yazı gönderdiğimi… Her reddedilişin, kaseti başa sarmak anlamına geldiğini; her kabul edişin bir pencere açıp beni ferahlattığını, tazelediğini… Ama biliyor musunuz, reddedilmelerim kabul edilmelerimi ona katlar nereden baksanız. En ıstıraplı reddedilişler listesi yapmaya kalksam, sanırım okunmadan üstümün karalandığı anlar bunun başında gelir. Yazdığım romanların dosyaları, kapağı kıpırdatılmadan kaç kez geri döndü bana. Umut yitmiyor. Ya da ben çok yüzsüz bir gevezeyim. Reddedilmek beni kaşıyor. Tatlı tatlı kaşıyor. Bir yazacağıma beş yazıyorum. Ama hafif bir monolog duygusu ile yazıyorum.

Hayatına ilkeler koymak, ne yaparsa yapsın (hata/günah/saçmalık) kendi bütünlüğünü bozmadan yapmak arzusunda olan bir insan için reddedilmek bir yerden sonra kırıcı olabiliyor. Gurur meselesi yapabiliyor bunu. Kimi zaman kendimi elinde demo kaseti ile Unkapanı’ndaki kasetçiler çarşısında bekleyen türkücülere benzetiyorum. Yapımcılara, “abi bir kez dinle pişman olmayacaksın” diyenlerden ne farkım var benim? Ayrıca neden bir farkım olsun onlardan? Oturduğumuz yerde “ah ah” çekmiyoruz ya…

Bir süre sonra bu böyle gider, neden bir değişiklik olsun ki, diye de soruyorum hani. Elimden gelen her şeyi yapmışım üstelik. Bazen elimden gelenin fazlasını: Kendi cesaretime inanamadığım oluyor. Kendimden korkuyorum.

Ama başımı yastığa koyduğumda “tamam artık bu kadar!” diyorum, yarın elime kalem almayacağım ama uykuya dalmadan önce kendimi yeni bir hikâyeyi kurarken buluyorum. Hayatın “hayır” diyen inadına karşı aşırı yüzsüz bir tavır takınıyorum… “Bir oku be abi, bak pişman olmazsın!”

Bir gün sahiden de, elimdeki demo kaseti çöpe atıp kendi sessiz dünyama çekileceğim. Vazgeçeceğim. Ama giderken sırf kendim için, bana ümitler veren türkümü okurum. Belki gazinocular kralı oradan geçiyordur. Şöyle bir durur. “Vay be,” der “bu ne kadar güzel ses böyle… Bana bu sesin sahibini bulun!!!”

Söylemiştim. Umudumu keserken bile hayal kuruyorum. Ve anlatmaktan vazgeçerken anlatıyor, yazmaktan vazgeçerken yazıyorum. Ben kelimeler olmadan yapamıyorum.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Teferruatlar

One response to “Gazinocular Kralı ve Ben…

  1. Öznur Gökhan

    Monologlar birgün diyaloğa dönüşecek, “akıllı” bir gazinocular kralı bir yerde mutlaka sizi bekliyordur. Sadece uygun zamanın gelmesi lazım… Devam yazmaya lütfen.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s