Anlamsıza Övgüler…

Ola ki biri; saçıma başıma, boyuma posuma iltifat edecek olsa içimde garip bir yenilgi hissederim. Nedeni o ki, iltifatları alan şey, kendime kazandırdığım ya da edinmek için emek harcadığım bir haslet değil de, düpedüz benim dışımda bana verili olan şeyle ilgilidir. Tesadüfen öyle yaratıldığım ya da genlerim o biçimde kodlandığı için ortaya çıkan şeydir bu. Bu tip iltifatlar karşısında hissedilebilecek en sempatik duygu olsa olsa “şanstır…” ya da “şanssızlık…” Yani olabilirlik kadar olamazlığı da içinde barındıran matematik deryası…

Irk da böyledir.

Erdemlerine ya da kabahatlerine göre ırklanmaz kişi… Çok çalışanlar sarı olsun, utangaçlar kızıl olsun, güçlüler dağlı olsun, iyimserler siyah olsun, sahtekârlar beyaz olsun diye bir seçim alanı var mıdır?

Var mıdır? YOKTUR!

“Bak evlat, on beş yaşına kadar yalan söylemez derslerine çok çalışırsan sen de sarı olabilirsin…” diyen birini duydunuz mu hiç? Madem bu seçilebilir bir şey değil, kişileri kendi seçmedikleri bir şey yüzünden övüp-yermek anlamlı mıdır? Üstelik bu koşullar altında, bir ırkı diğerine göre üstün kılan ne olabilir ki?

“Şilili olduğum için gurur duyuyorum…”, “Çok mutluyum çünkü Katalanım!”  tümceleri anlamsızdır. Çünkü Şili’li olmak bir erdem değil bir tesadüftür, Katalan olmak kişide endorfin salgılanmasına neden olmaz, Katalanya’daki imkânlar buna neden olabilir ancak: sağlık, eğitim, iş imkânları gibi… Bundan da pekâlâ oraya giden herkes faydalanabilir, bu kişinin ne kadar uğraştığı ile ilgilidir işte, Katalan olması ile ilgili değildir.

Irkların üstünlüğünü ispat edecek ilkeler mi düşünüyorsunuz, boşuna düşünmeyin… Böyle bir şey yok! Hatta düşünün, bakalım bulabildikleriniz sahiden de haklı sebepler mi? Iıh, tesadüfen bir coğrafyanın içine doğan sen (ya da başkası) olmuştur, bir renge tesadüfen sahipsindir… Evet ya, bu kadar basit… Irk bir tesadüftür.

Yani İsrailli doğmuş olmak övülmeye değecek anlam taşımaz, o kişi pekâlâ Filistinli bir annenin rahminden çıkabilirdi, Madagaskarlı bir anneninkinden de…  Ortak payda, -rahimden çıkıyor olmaları- İsrailli burundan düşmez, Madagaskarlı yumurtadan çıkmaz, Filistinli koltuk altından doğmaz.

Öyle ya, bu basit çizgiyi, yaşam ve ölüm ekseninde anlayıveririz: Nefes gırtlaktan çekilir, beden bir et yığını olarak toprağa, ruh da (inandığım için böyle söylüyorum) sorgulanmak üzere bir diğer âleme… O nefes, ciğerini terk ederken sahibinin ırkına bakmaz, gözler sabitlendiğinde biçimi önemli değildir, toprak bütün tenlerin rengini örtmüştür… Aslolan yaşamaktır ve ölmektir. Yaşama hakkı ve bu hakkı sonuna kadar kullanabilmenin ardından ölebilmenin hakikatidir aslolan… Irk mı? Biyolojik bir araştırma yapmaya soyunmadıysanız ırkla ilgili sizi ilgilendiren hiç bir şey yoktur. Ne kendinizin ki, ne de başkasının ki…

Peki ya kültür?

Siyahın karşıtı nasıl beyazsa, sıcağın ki nasıl soğuksa, iyinin karşıtı kötü, zorun karşıtı nasıl kolaysa; doğal olanın karşıtı da kültürel olandır. Yani kültür, doğada bulunmayan demektir. DOĞAL OLMAYANDIR… Doğal olmayan silahlarla, -yani insan eliyle yapılan kanunlarla, kültürel tabularla- doğal haklar nasıl men edilir? Yaşama hakkı, konuşma hakkı nasıl olur da kültür gibi insan yapımı olan kodlarca engellenir?

Sizin kültürünüzün diğer kültürlere, ırkınızın diğer ırklara örnek teşkil edeceğini mi düşünüyorsunuz, “Olur mu öyle şey, benim ırkım arı sudan temiz, kültürüm nicesinden yücedir” mi diyorsunuz?

Kafatasçılığı yapanlara da bir haberim var… Araştırmanızı ne kadar geriye götürürseniz, şu iki sonuçtan birisiyle karşılaşacaksınız: bir, siz bir saf-kansınız! (at gibi) Hatta safkan olmak için atalarınız o kadar itina göstermiş ki, aile içi evlilikler yapmışsınız. Yani safkan oluşunuzu atalarınızın ensest eğilimlerine borçlusunuz. Yahut iki, hiç de aile içi evliliğe eyvallah etmeyen atalarınız başka memleketlerden kız alıp, kız vermiş ki bu da ne kadar siyahsanız o kadar beyaz, ne kadar kızılsanız o kadar sarı olabileceğiniz anlamına geliyor. Yoksa hepimiz biraz şundan biraz bundanız… Peki bunun neresiyle övünmeli?

Ya da bununla neden övünmektesiniz, size “ırkınızla” övünmeyi kim öğretti, bu anlamsız methedişi size kim zerketti?

Ne de olsa övdüğünüz şey, “insan eliyle yazılmış/duyulmuş” yani uydurulmuş kodlar. Fanatikçe/ ya da değil bir ırkın üstünlüğünü savunma anlamsızlığı, sen-ben gibi akşamları horul horul uyuyan, tuvalete giden (basur/kabız sorunlarından musdarip), karı-kocalarıyla-yavuklularıyla sevişip oynaşan insan evlatlarının elinden çıkma kaidelerin kutsallaştırılmasında yatıyor.

Tarihle mi övünüyorsunuz?

Orada mıydınız?

Gözünüz bile sizi yanıltırken, şaibeli tarih yazımı sizi nasıl da şıp diye ikna ediveriyor. Tarihi, film senaryosu mu sanıyorsunuz? Bir kişinin insafında, en görkemli ve en dramatik sonlarla sonuçlanan “öyküler” dizisi mi tarih? Olayı belgelere dayandırsanız, o belgeleri neye dayandıracaksınız? Şüphe etmez misiniz siz? Tarih denilen şeyin, bir okka bir divit işi olduğunu bilmez misiniz? Bugün televizyonlardan anlatılan, “gözle gördüğümüzü sandığımız” şeyler bile ne kadar çarpıtılabiliyor… Hal böyle iken, bilfiil içinde bulunmadığınız olayları baş tacı yapabilme sebebiniz nedir? Bunlardan kendinize övünç payı biçme haklılığınız nedir? Benim ırkım bu, senin ırkın şu o halde ben senden iyiyim cümlesinin boşluğunu ve yavanlığını anlamayacak ne var…

Şu diyalog modellerine bakın lütfen:

Model-1

“Zimbabweliyim…”

“Eee, ne olmuş! Ben de Patagonyalıyım…”

Model-2

“Zimbabweliyim…”

“Buna inanamıyorum! Demek Zimbabwelisin, o halde iğrenç olmalısın! Kesin siz kokuyorsunuzdur…”

“Hayır ben kokmuyorum…”

“Sen demedim siz dedim…”

“Ülkeler kokmaz! İnsanlar kokar…”

Kalp kırıldı, yürek öfkelendi, aşağılanma ifa edildi, bu noktada ne Zimbabwe ne de Patangonya kaybetti. (Ne de kazandı) Ama kaybeden ‘dost olma ihtimali…”

Ama dünyada bu ihtimalden daha önemli şeyler var değil mi? Asla görmediğimiz, elle tutamadığımız, hatta nasıl bir şey olduğunu konuşacak akılsal materyal bile bulamadığımız devlet ve devlet modelleri gibi… Bir fikir bile değil… Ütopya da değil çünkü bir tasarım değil. İnsanüstü bir mekanizma…

Varlığımızı insanca yaşamaya armağan edebilir miyiz, varlığımızı da değil hani- bu ayki maaşımızı aç-biilaç olan ve ırkdaşımız olmayan birine armağan edebilir miyiz? Edemez miyiz? Ama asla görmediğimiz, bizi isimsizleştiren ve kendisi de isimsiz olan bir şeye armağan etmekte beis görmeyiz öyle mi?

Niye?

Bana vereceğiniz yanıtları önce kendinize verin ve verdiğiniz her yanıttan sonra bir kez daha “niye?” diye sorun… Cevaplarınız insan ekseninden çıktıkça ve soyut şeylere göndermeler yaptıkça bir kez daha niye diye sorun… Eğer insana varabilirseniz, yolunuzu bulmuş olursunuz.

Sormayacak mısınız?

Sorma kabiliyetinizi de mi armağan ettiniz yahu!

Yok illa mitlere/efsanelere övgü düzüyorsanız, ben mitostan logosa; efsaneden akıla geçeli çok oldu…

Bana o ezber yanıtları söylemeyin! Ben ezber bozalı çok oldu!!!

Siz kendinize tekerrür edin…

Can çıkarken bakalım aklınıza gelen kaçıncı şey olacak ırkınız… En eli kanlı savaşçılardan birisi olan İngiliz generali William R. Fitzgerald şöyle diyor: “Cephede daima en öndeydim. Düşmanın gözyaşına bakmadım. Kireçle işaretlenmişler gibi onları tanır, işlerini nerede olsa bitirirdim. Onlarca yara aldım. Ölmek üzere olduğumu hissettim. O anlarda yalnızca sıcak yatağımı ve kadınımı düşünüyordum. Düşman ve düşmanlık umurumda bile değildi…”

Yaşamak… Anlamlı olan tek şey bu, “ölüm geldiğinde biz zaten gitmiş olacağız çünkü…”

Reklamlar

4 Yorum

Filed under Asıl mesele...

4 responses to “Anlamsıza Övgüler…

  1. Çekirge

    Sabahları işe giderken gazete okurdum, şimdi önceliği blog aldı. Bu verimlilik devam eder umarım.. Bunlar rahatlıkla aklı başında bir gazetede yayınlanabilecek yazılar ve kesinlikle daha fazla insanın okuması gereken düşünceler.
    Bir defa daha gayretle olmaz mı acaba???

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s