Sokakların Şarkısı

Dünyanın devr-i daimi o kadar hızlıymış ki, döndüğünü –bildiğiniz üzere- göremezmişiz. O hızı görmek için duyum eşiğimiz yeterli değilmiş. Kalbimiz çarparken o kadar ses çıkarmış ki, bunu duymazmışız, duyum eşiğimiz bunu işitebilmek için de darmış. Saniyenin onda birinde alırmışız uyaranları dörtbiner dörtbiner ama bize kalakala bir tanecik hatırlanası unsur kalırmış: Varlık ya da yokluk…

Ben, koro dağıldığında dünyaya geldim… O vakitler ses çıkartma yasağı varmış. Çıkanlar da, nasıl da şahlanıyordu siyah siyah aydınlıklar üzerinde… Ben sessizliğin içine doğdum… Ses yokluğu… Duyum eşiksiz bir armoniyi tanıyordu kulaklarım: Ağıtın ve korkunun armonisi… Sonraları tek tük –susturulası (!) sesler bitti bahçelerde. Tomurcuklar patlar patlamaz iğdiş edildi dallarından. Böylelikle dallar küstü (bir süreliğine). Bu topraklar, içinden konuşanlara, içinden kızanlara, içinden küfredenlere –ne ederlerse içinden edenlere ama dışından susanlara yurtluk etti…

Konuşanlar yok muydu, vardı tabii… Onlar başka yerde doldurulmuş bir bant kaydı çaladururken ağızlarını kıpırdatıyorlardı. Ne ses onların sesiydi, ne söz… Ama en fenası, kendi seslerini ve sözlerini bu kadar sahiplenmeye gönüllü değillerdi. Söz, aklın mahsulü… Arsız bir ağaçtır akıl, eğer toprağı “eyleme” arzusu ile karılmışsa… Demem o ki, -sözü bitirip aklı terk edenler, mermi ve mayın seslerine kıpırdattılar ağızlarını. Duyum eşiksiz gürültüleri tanıyordu kulaklarım: Şiddetin, merminin, mayının gürültüsünü. Arsız akıl ağaçlarına terbiye dersi verilmekteydi tabii…

İnsanca düşler kuranların sözleri–ağzı kelepçeliler cennetindeydi. En çok da onlar acı çekti. En çok da onlar direndi. Biz bu arada tüketmeyi öğreniyorduk. Avuçlarımız patlarcasına zamanın gidişini alkışlıyorduk, renge ve tene önem veriyorduk, enselerimiz yağ bağlıyordu. İstenilene namusluca ulaşma arzusu tedavülden kalkmıştı. Biz elde etmek için, parmak şıklatıyorduk, fare tıklatıyorduk… Anlayacağınız biz sürümden kaybediyorduk. Duyum eşiksiz şıngırtıları tanıyordu kulaklarım: paranın şıngırtısı, eskimeden kaldırılıp atılan eşyanın şıngırtısı.

ODTU’de yıllardan beri çıkartılamayan bir yazı vardır bilir misiniz, -stadyumda durur… DEVRİM yazar orada, nice defa karalamaya kalkışmışlar, kat kat boyalarla örtmeye… Yok, başaramamışlar. Bazısının sesi, suyla seyreltilmiş kirece bile dayanamayan bir slogan gibi duvarın derinliklerine gömülürken bazısınınki, o yazı gibi her karalamaya rağmen ayakta kalmıştır. Gelgelelim o yazının gölgesinde, çılgın partiler ve memleketi na şu kadarcık kıçına sallamayan gençlerin (akranlarımın) dolup taştığı toplantılar yapılmaktayken harfbeharf ağlamaktadır kızıl sözcük. Tıpkı inadına söz kurmayı sürdürenler gibi. Eh ne demiştik, akıl arsız ağaçtır… Dibinden budasan da uç verir. Küser, küstürülür… Susar, susturulur… Ama o ses yeniden filizlenir… Ancak, geride kalan sesler benim duyum eşiğime ulaşana kadar onlarca kez sansürlenmekteydi. Onlar, benim yanıma vardıklarında, ne olduğunu anlayamadığım mırıltılar kalakalmıştı onlardan geriye, kulağımın payına…

Bir zamanlar bu sokakların şarkısı vardı, diye anlatan babam benim için yüzyılın masalcısıydı. Öyle ya, balkabağından devşirilmiş arabalar, kurbağadan evrilmiş prensler daha olasıydı bana ama “korkusuzca yaşamak”/ “özgür olmak!”/ “Tektipliğe itiraz etmek” etrafımda karşılığını bulamayacak kadar farazi gelmekteydi. Bize neyin masal neyin gerçek olduğunu anlatacak olan kelimeler, şarkılar ve anlatılar ise öyle yerlerde saklanıyorlardı ki, onları yeniden birarada görmemiz: Belki de masallaşan artık buydu.

Tek tek çıktı insanlar, ağızlar tek tek açıldı.

Solo şarkıların zamanı böyle başladı…

Her tek-kişilik şarkının kanlı kreşendosu oldu. Herkes daha çok sustu… Ve sustukça sıra onlara gelmez diye umdular, daha da tutkuyla sustular. Sokaklar sokak olalı bu kadar sessizliği bilmedi. Bu kabulleniş sokakların bile ağırına gitti. Asfalt dile geldi ama “insanım” dile gelmedi.

Konuşacak olanlar yangın gibi alev alev çıktı çıkmasına, onlar da üçyüzbir kere susturuldu…

Susuşu, o kadar sahiplendik ki- ondan yeni ve kocaman bir YAPTIRGAN fiil ürettik böylelikle: SUSTURMAK

Ne çok nedenimiz, bahanemiz, sakınımımız vardı susmaya…

‘Sofrada konuşmak ayıptır, günahtır’ değil mi ya: Peki sofra- kurtların sofrası, yenen hakkımızsa…

Söz istemek için parmak kaldırmalı değil mi?

Müsaadeyle konuşmak icap eder, Söz birinin elindedir ve ondan alınasıdır öyle mi?

Müsaade vardır; eyvallah etmeye, kabul etmeye, biat etmeye… Sözlüklerden kovulur “hoşa gitmeyen” sözcükler ve ne acı ki, “hoşa gitmeyenler” hakikatin sırtında… Hakikat sözcüklerini de sırtlanıp terk-i diyar eder… Sokaklar görmeyen gözler, işitmeyen kulaklar ve konuşmayan ağızların insafında… Herkes birbirine ve kendisine yabancı bundan böyle… Herkes daha yalnız… Ne bir nefes ne bir SES…

Sonra bir şey olur…  Ar damarı çatlar sessiz zihinlerde…

Akıl arsız bir ağaçtır dedim… Arsızdır, -tek utandığı düşünmemektir onun. Susar susturulur, küser küstürülür belki… Ama yeniden filizlenir…

Öyle bir filizlenir ki, kış ortası Ankara’ya bahar gelir. Mayıs, Ocak’a, Ocak direnişe, direniş sokağa ses verir… Sokağın şarkısı, işçilerin ağzında yeniden can bulur; ben gibi sükûta doğanlar sokağın yeni şarkısını tutturur… Arsızlığımız sözümüz, sözümüz umudumuz olur…

Ilusturasyon:  Chihuly’s Boats by Nini-Nini

Reklamlar

2 Yorum

Filed under Asıl mesele...

2 responses to “Sokakların Şarkısı

  1. Çekirge

    Bu sabah da mahrum kalmadık yazıdan. Çoook güzel. Özellikle doğduğunuz zamanı tanımladığınız bölüm çok üzücü..
    Vurdumduymaz, işitse duymaz, baksa görmez akranlarınızdan ne kadar farklısınız. Tebrik ediyorum.

  2. Bihter

    İşte asıl mesele de bu! Bir çocuk olur seksenbirinde, seksen ikisinde yürür bin dokuzyüzlerin, seksen üçünde konuşmaya başlar….. AKIL olur, yok olanların ardından varlık getirir tüm kalbiyle…. O akıl hiç susmamalıdır, bu “ezgi”hep çalmalıdır artık hayatlarımızda…. Ezginin günlüğü ezgimin günlüğündeki mürekkebe karışmalıdır. Bedenim olmadığı vakit bile bu kadınla ruhum hala gurur duymaya devam etmelidir!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s