Saçma!


Telefon çalıyor. Elim dolu, bakamam. En az on kez çaldıktan sonra susuyor. Sonra yeniden… Elimdeki işi bırakıyorum.  Akşama yetişmesi gereken doğum günü pastası… Ellerim şekerli, çiçek büküyordum. Parmağımın ucundaki, pembe taç yaprağı tezgâha yapıştırıp, telefona koşuyorum.  Acil bir şey olmalı. Ahizeyi kaldırıyorum. Arayan, Sündüs.

“Çok kötüyüm, gel” diyor ve kapatıyor. Sırtım ürperiyor. O nasıl bir sesti.  Fikrim uçup, gidiyor. Pastaydı, şekerlemeydi, çiçekti; hepsi bir dakika ötede kaldı. Şimdi belleğim, harı üzerinde bir kuruntu fırını.

Önlüğümü çıkartıp, kafamdaki boneyi fırlatıyorum. Elimi suya gösterip, kuruluyorum. Çantamı takıp, atölyeden ayrılıyorum. Kapıyı kilitledim mi, kilitlemedim mi kontrol bile etmiyorum.

Kapının hemen önünde karşılaşıyorum Hayran ile. O, bir süre atölyenin temizliğini yapmıştı. Suratı bir karış. “Neyin var,” diye soruyorum “Ağbilerim, allem etti kallem etti, beni Şakir ile nişanlayacaklar… Tadım yok” diyor. “Haliyle” diyorum ona, “…Üzülme” Ne kadar içi boş bir teselli bu! Üzülmeymiş… Sündüs’ü düşünüyorum hemen, onun da ailesi çok yamandır. Hele babası ve ağbileri… Acaba, bilmemkimin oğluyla evleneceksin diye tutturdular da, Sündüs ona mı yıkıldı böyle… Sesi enkazdı zira. Lok diyip içine göçmüş gibiydi.

Durağa yürüyorum, taksi durağına. Bir tane taksi var yalnızca, günün civcivli saati tabii.  Oruç Ağbi orada, “Taksi lazım” diyorum. Kancadan anahtarı alırken sesleniyor: “Sen geç Yakut Hanım, ben geliyorum” diyor. Arka koltuğa kuruluyorum. Aklım çıfıt çarşısına döndü. Hayran’ın melül bakışları, Sündüs’ün yıkık sesine karışıyor. Oruç Ağbi direksiyona oturuyor. “Eski mahalleye…” diyorum önce. Dalgın suratıyla tamam diyor bana. “Nasılsın Oruç Ağbi?” diyorum. Göğüs geçiriyor. “Geride kalanların başı sağolsun” diyor. Koca adam ağladı, ağlayacak. Kardeşini yitirmiş iki gün önce. “Ekmek parası ne yapalım, ölüm, matem dinlemiyor” diyor. “Başın sağolsun!” diyorum. Çok gençti, diye anlatmaya başlıyor. Askerden yeni dönmüş. Talih gülmüş de, cam fabrikasında hemen işe girmiş. Sevdiği kızla nişan takmışlar. Yaza düğünü varmış. Her şey yolunda gidiyormuş. Kardeşi Silifke karayolunda gidiyormuş. Gidiyormuş… Gidiyormuş… Tır onu çiğneyip yamyassı edene kadar gidiyormuş. Göğsümün orta yerinde kıvılcım çakıyor, tutuşuyor. Sündüs’ün küçüğü, kıymetlisi, evden ayrıldıktan sonra bir tek onunla görüşmeyi sürdüren yirmi ikilik kız kardeşi çakıveriyor alevli yüreğimin içinde: Süsen’e bir şey oldu diyorum. Kesin Süsen’e bir şey oldu. Ablası da yandı kavruldu zaar, kimseciklere de bir şey diyemedi. Sesi yangın yeriydi öyle ya. Yalımlar fışkırdı cümlesinden.

Ön koltuğun sırtındaki lastikli cepten gazeteye uzanıyorum. Arabada okuyamam bir şey. Ama maksat yayık ayranı gibi bir o yana bir bu yana sallanıp köpüklenmiş zihnimi durultmak. Hangi sayfanın, neresinden bükülmüşse; değiştirmek için hiç çaba harcamadan, orayı okumaya koyuluyorum. On altılık genç kız, alıkonduğu depoda onlarca kez tecavüze uğramasının ardından… Gazetenin mürekkebi yüreğime dökülüyor. Kara damarlar halinde yol alıyor ve içim kapkara kesiyor. Sündüs’ü üç yıldır işten çıkınca takip eden o adam geliyor aklıma. Emeline nail olduysa ya, diyorum.  Kapkaranlık kapanıverdiyse Sündüs’ün üzerine… Gıkını çıkartamadıysa ya… Belki de ondan sesi simsiyah geldi kulağıma, kopkoyu…

“Dur Oruç Ağbi,” diyorum “Şuradan bir su alacağım…”

İniyorum, yürüyorum yol kenarındaki Büfe’ye… Eski mahallemize girmeden, okuduğumuz lisenin önündeki Delfin Büfe. Giritlilerdir. Neşeli, ak insanlar. Yüzlerini görürsem, aydınlanırım. Su içersem, yangını söndürürüm. Bir selam edersem toparlarım içimdeki göçüğü. Delfin Teyze, tanımıyor beni. Daha bir hafta önce görüştük oysa. Ama o nasıl dalgın, yüzüme –saydam bir cama bakar gibi- ardımı görürcesine bakıyor. “Delfin Teyze” diyorum, “İyi misin, nen var?” . “Muğdat Amcan…” diyor, hıçkırıyor… Bu kez ben onu tanımıyorum, yüzü soluyor. Kocasının ismini söylerken, ağzında kelimeler soluyor. Çorak kesiyor kelimeleri. Oğulları az önce aramış hastaneden, hırıl hırıl öksürdüğü için babalarını yatırdıkları hastaneden… Doktorların, teşhisini söylemişler. Fena hastalık demiş doktorlar, ciğerinden parça kopartmışlar çünkü Muğdat’ın. Delfin’in ciğerinden parça kopartır gibi kopartmışlar. “Su kalsın” diyorum. Sündüs, diyorum acaba geçen gittiğinde hastaneye, kendisini kontrol ettirmeye, onun da içinden parça mı koparttılar, ona da mı kuruyup, kuraklaşacağını söylediler. Öyle ya, güz gibi çıktı sesi telefonda. Kuru, çatır çutur, kavrulup dalından sökülmüş bir yaprağa basar gibi…

Taksiye dönünce yeniden, Oruç ağbi niye su almadığımı soruyor. Bir şey demiyorum. Ne diyeyim, sözcükler nereye saklanmışsa artık, bulup çıkartmam ne mümkün.

Sokağın başında bırakmasını söylüyorum. Pat diye dalmak istemiyorum evin içine. Biraz soluklanmam gerek. Zihnimde savrulup, saçılan kelimecikleri bir araya getirmem gerek.

Eski evimizin önünde duraklıyorum. Apartmanın sarmaşıklı çehresine dalıyor gözüm. Nemden, pas tutmuş trabzanları kucaklayan yeşil, ılık sarmaşıklar… Canfeda, zemin kattaki evinin balkon kapısını açıyor. Ağzının kenarında sigara… Çocukluk arkadaşım Canfeda… On altısından beri Uras ile yanıklar birbirlerine. Ha şimdi, ha sonra evlenecekler diye bekliyoruz. On iki yıldır eli kulağında beklenmiş bu haber. Beni görüyor; balkona yanaşıyorum. Selamsıca uzatıyor cebindeki paketi. Yakıyorum bir tane. Göz pınarlarından indiriyor yaşları.  “Ne oldu,” diye sormayacağım, o zaten başlıyor anlatmaya “Yıldırım nikâhıyla evlendi dün” diyor, “Patronunun kızıyla…” Sesi, taşların üzerinde sürüklenir gibi engelli, tutuk. Kanıyor sesi, sözcükleri sıyrıklarla dolu. Sündüs geliyor aklıma, o da böyle sakınımsız seviyor Tuna’yı. Onur, gurur namına her şeyi yara bere içinde. Yine de, yılmadan seviyor. Diyorum, böyle okkalı bir çelme yedi yüreğine. Çakılıverdi, duyduğu yere… Sesindeki yırtılış, sızı bu yüzden diyorum. Bana sığınacak da sığınmasına, aşk acısını örten yara bandı icat olunmadı henüz.

Sigara dibe varmadan atıyorum elimden. “Geçer” diyeceğim, demiyorum. Geçmez çünkü… Sözsüz sedasız ayrılıyorum Canfeda’nın yanından.

İçim titriyor, yalpalıyorum merdivenleri tırmanırken. Zile uzanan elim sıtma nöbetine tutulmuş gibi tir tir. Kapı aralanıyor. Sündüs’ün suratı savaş meydanı… Kucaklıyoruz birbirimizi evvela. Göğüs kafesinde çırpınan kuş, onu kucakladığımda benim gövdeme sıçrıyor. Ağzı kitli, nefese geçit vermiyor ağzı… Burun deliklerinde, bir boğanın öfkesi pofluyor.  Gözpınarları seğiriyor. Tek kelam yok ağzında. Parmakları, kafes biçiminde kapanmış avucunun içine. Elleri yumruk, savruldu savrulacak.

“Ne oldu?”

Bir şey söylemiyor. Hedefe kitlenmiş namlu gibi bakışları, bana dönmüyor. Boşluğa nişan almış, gözleriyle ateş ediyor.  Onun konuşmadığı her dakika kabarıyor içimdeki dalgalar. Hep beni dövüyor, gövdem bir dalga kıran… Dalgalar da, ruhum da gövdemin içinde kırılıp duruyor.

Başlıyorum sayıp dökmeye, “ Babanlar istemediğin biriyle mi evlendirecekler seni Sündüs, söylesene?”

Gık yok, başını çevirmiyor bile: “Süsen’e mi bir şey oldu?”

Iıh, kelam dökülmüyor ağzından: “O adam… Hani seni izleyen akşamları… Kötü bir şey mi yaptı, fenalık mı etti sana! Tecavüz mü?”

“Hasta mısın, dermansız bir hastalığın mı var yoksa?”

Yalnızca yeşil irislerinde ışıklar kımıldıyor: “Tuna ile ayrıldınız mı, sana bir şey mi yaptı?”

Başını benden yana çeviriyor nihayet. Dişlerini aralıyor. Parmaklarını gevşetiyor, yumruk biçimini bozuyor elinin. Gülüyor hatta.

“Sadece” diyor, “Sadece işle ilgili bir şey olmuştu… İş yerinde birisi demişti ki…”

Yerimden kalkıp, çantamı alıyorum. Kapının girişindeki aynada kendimle gözgöze geliyorum. Yüzüm kireç kesmiş.

“Ne oldu yahu!” diyor, “ Ne fırladın yerinden?”

“Çok saçma” diyorum. “Sen bir sokağa çıksana…”

Kapıyı vurup, gidiyorum. Yapılacak en iyi şey bu çünkü.

Reklamlar

2 Yorum

Filed under Kurmacalar...

2 responses to “Saçma!

  1. Side

    nefes nefese 🙂

  2. Çekirge

    Sözcükler saklanmış bir yerlere, diyecek birşey bulamıyorum..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s