Şaşkın

Bir nevrotiğin sabah saatleri

Saati çalınca, yerinden zıplıyor. Küçük, renkli, lastik bir top gibi oraya buraya çarparak giriyor tuvalete. Diş macunu kalmamış. Tarağın sırtı ile dipten uca, tüpün içini sıyırıp kapağını açıyor. Pıt. Nohut tanesi kadar macun fırçasının üzerine düşüyor. Gülmüyor. Hayır, başardığı için gülmüyor. Çünkü Feris ciddi olmaya çalışır. Yapılan iş önemsiz olsa da, yapan kişi kaşlarını çattığında, onu çok zor şeyler yapan çok kıymetli biri zannederiz. Kimse, Feris’i önemli mönemli zannetmiyor ama. Dişlerini fırçalıyor işte! Baştan söyleyeyim o, dişini fırçalarken bir sigara yakmadan duramaz. Dişini fırçalar, ağzı bembeyaz köpürmüşken fırt çeker sigarasından.  Yine kaşları çatık… Birisi onu görüp, önemli bir iş yaptığını sansın diye, ciddiyet mi taslıyor? Hayır, hayır… Kimsenin onu gördüğü yok. Klozetin üzerine oturacak çünkü… İnsanlar böyle durumlarda yalnız olmalıdır. Ve kapıyı kapatmalıdır. O kapıyı kapatmıyor. Onu işerken görmüyorsa kimse, bu şansın ondan yana olmasından kaynaklanıyor.

Annesi geçiyor banyonun önünden. İşemek için göbeğine kadar sıyırdığı geceliğini aşağı indiriyor. Toparlanırken yakalanıyor.

“Yine kapatmadın kapıyı, sen zaten hiç kapatma kapıyı! Hiç kapatma!” Aynada kendine sırıtıyor. İnsanlar bir işi başardıklarında sırıtır. Ya da hoşlarına giden bir şey olduğunda…  Komik şeylere sırıtmaz insanlar, komik şeyler insana kahkaha attırır çünkü. Şakaya sırıtan kişiler, o şakadan tiksinmiştir. Kolaylıkla tahmin edileceği gibi, azar işitmek, Feris’in hiç hoşuna gitmiyor. Ancak o sırıtıyor otuz iki diş: biri çürük, ikisi dolgulu… Feris, annesinin dırdırını şaka olarak düşünüyor, bu şakadan tiksiniyor. Sırıtıyor. Uzun bir süre sayılır, beş dakika ayna karşısında böyle duruyor. Çenesi ağrıdığında, ağzını ciddiyetle kenetleyip tuvaleti terk ediyor.  Sabunluğun olduğu yerde duran sigarası ıslanmış: İnce, külden bir boru gibi uzanıyor.

Feris, hemen bir sigara daha yakıyor. Kahvaltı ederken, sigara içmeden duramaz. En sevdiği kahvaltı ekmek doğranmış mercimek çorbasıdır. Yaz kış bunu yer. Ve içine muhakkak bir konserve ton balığı da ekler. İhmal etmez. Bunu yiyince öyle enerji dolar ki, bütün gün canı başka şey yemek istemez. Tabii şunlar hariç: Soslu burger, dilli tost, kaşarlı kokoreç, su muhallebisi, kuru köfte, ızgara köfte, İzmir köfte, domatesli köfte, çiğ köfte, yanmış köfte… Ve hayır diyemedikleri arasında şunlar da vardır: Izgara kanat, enginarlı pizza, lahmacun, pide, tandır… Ama mercimek çorbası midesini öyle bir tutar ki, istese de yiyemez. Yazık!

Annesi, sofraya geceliği ile oturduğu için ona kızıyor. Sofrada sigara içip, çorbadan ıslanmış ekmeğin üzerinde söndürdüğü için kızıyor. Ağzında hem yemek, hem de sigara varken çiklet çıkartıp çiğnemesine kızıyor. Annesi Feris’e çok kızıyor. Kızım, çocuğum diyor hep –sabır gösterirmiş gibi- günahtır böyle şeyler… Nimete, yapmayasın, ayıptır! Feris, duymuyor annesini. Yerinden fişek gibi fırlayıp tuvalete gidiyor. Sifonu çekiyor. Unutmuştu demin. Sırf bunun için mi koştu yani? Güleyim de boşa gitmesin. Annesinin dırdırından koşarak kaçtı.

Saat onda işi var. Saat sekiz buçuk. Feris, normalde altı buçukta uyanır. Ama dün birisi ona dedi ki, “Bak, saatini sekize kur, çalınca da kalk tamam mı? Geç kalma ha!”  Bunu kendisine tembihleyen çocuktan hoşlandığı için, onun dediklerine harfiyen uydu. Saat altı buçukta ayılmış olmasına rağmen, saat sekize kadar gözlerini açmadan, uyuma taklidi yaptı. Bu jestini, delikanlı asla bilmeyecek. Ama Feris’e göre, bunlar bilinmeyecek şeyler değil. İnsanın kafasına öyle garip şeyler doğuyor ki, belki bu da onun kafasına doğar…

Feris üzerini giyinecek, annesinin ütüledikleri bozulmasın diye hiç dokunmuyor. Çünkü annesi, “Kıyafetlerinin ütüsünü bozma emi?” demişti. Hiç annesini kırmak istemez aslında.  Bir tane, eflatun ceketi var. Onu çantasında saklıyor ki, annesi bulup da ütülemesin. Onu da ütülerse giyecek bir şey bulamaz ve çıplak kalır.  Ama bu ceket de biraz –fazla- buruşuk. Olsun! Eğer gözüne yeşil çerçeveli kara gözlüklerini takarsa, buruşuk kırışık görmeden gideceği yere gidebilir.

Eline saç fırçasını alıp, aynanın karşısına geçiyor. Saçına biraz çekidüzen vermeli. O kadar uzun saçları var ki, çekiversen düzen veremiyorsun… Çok zamanını alıyor. Ön tarafları tam üç gündür çorba gibi, ne tarak giriyor, ne fırça, ne bir şey. Yıkandığında kremlenmesi gerek. Dahası banyodan çıktığında, saçının önünü babası gibi havlu ile kurulamamalı. Karışıklık bu yüzden oluyor. Ama o banyoda ne yapıyor? Suyun sesini dinliyor. O zaman başındaki şampuanı bile durulamayı unutuyor bazen. Şimdi dışarı çıkarken bu düğümlenmiş saçını halletmeli, bugün diğerleri gibi değil dedi beyaz sakal!

Ufluyor. O kadar sıkılıyor ki açamayınca saçını, eline makası alıyor. Gelişigüzel kesiyor. İşte şimdi kolayca taranıyor saçları. Evden çıkıyor. Çıkarken kapıyı kapatmıyor. Annesinin sesini en alt kata inip, sokak kapısına vardığında bile işitiyor: “Yine kapatmadın kapıyı, sen zaten hiç kapatma kapıyı! Hiç kapatma!” Bir koşu, sokağı gören ön balkona çıkıp kızına sesleniyor. “Gözünü seveyim, ara çocuğum… Başını derde sokma, aklımı sende bırakma…”

Yolu hesaplıyor Feris, annesi bunları söylerken. Gideceği yer, yürüyerek on dakika. Yirmi dakikası var hala. Acaba yoldaki çakmakçıya uğramalı mı? Belki de annesinden gizleyeceği yeni bir bluz alabilir. Ütüsüz giyilenlerden. At yarışı oynasın, tabii ya! KızılyıldızhanBasgazaaşkımbasgaza, Işınlabeni bu haftanın favorileri arasındaydı. Gidip, Işınlabeni’ye yatırıyor parasını. Feris, içeri girdiğinde bütün gözler üzerinde. Büyük olasılıkla, uzun ve yarısı çıplak olan bacaklarına bakıyorlardır. Belki de biçimsiz saç kesimine… Eflatun ceketin içine giyindiği turuncu pullu bluza da olabilir. Ya da yedi dakikadır, gözünün dalıp gittiği noktaya bakıyordur herkes. Hele de o noktada kıl, tüy, yün zengini suratına yerleştirdiği aç bakışıyla salya akıtan bir ağbimiz oturuyorsa, herkes muhakkak bir şansı olduğunu düşünüyordur.

Hiç heveslenmesinler. Feris’in dalgınlığı geçer geçmez, ganyancının elindeki kuponu alıp dışarı çıkıyor. Bir şey daha yapması gerekiyordu. Not almıştı defterine. Çantasından avuç içi büyüklüğündeki defterini çıkartıp bakıyor: “Yapılması gerekeni peçeteye yazdım!” Büyük çantasının ön gözünden,   peçeteyi çıkartıyor: “Sigara paketinin üzerinde ismi yazan kişiyle görüş.” İrisleri daralıyor, gözbebekleri büyüyor Feris’in. Hangi sigara paketi? Çantasından çıkarttığı dört sigara paketinin üzerinde de yazmıyor isim misim… Feris’i bir korkudur sarıyor, acaba kızgın birisi midir diye soruyor sigara paketinde adı ve numarası yazan şahıs. Ya da kırılgan mıdır, aramadım diye kırılır mı? Üzer mi birisini Feris hiç? Tuzak kurar mı Feris’e aramadı diye? Telefonunu çıkartıp A harfine geliyor. En baştan başlayacak. Arayıp bu konu hakkında bir şey bilip bilmediğini soracak herkese. Geç kalıyor öte yandan da. Belki de sonra. İşi bittikten sonra… Böyle zamanlarda dikkatini toplamak ne mümkün!

“Ne salağım, ne ahmağım, ne şapşal, dangalak, beceriksiz biriyim” diyor. Söylenerek yürüyor yolda. Bu kadar azar işitmesini de, işe yaramaz biri olmasına bağlıyor. Kendine çok kızgın şimdi… Varıyor gideceği yere. Beyaz Saçlı, yetiştiği için affediyor onu, gülümsüyor. Aramadın ama yetiştin. Oh, diyor Feris, beyaz saçlıyı arayacaktım doğru ya.

Herkes hazır mı, diye gürlüyor beyaz saçlı.

Hazır.

Ortalık bomboş…

Feris, sigara yakıyor. Bir fırt için sadece. Sonra hemen atıyor. Çantasını ortalığa bırakıp, dalıyor içeriye. İçeriyi tiz perdeden bir kadın sesi kaplıyor. O ses, bir kez arızalanmadan bir kez tökezlemeden en pes sese koşuyor. Eseri yorumluyor ses, eseri yeniden yaratıyor. O sesi çıkartan, dünyanın en yüksek oktavlı sesine sahip Opera Sanatçısı ve aynı zamanda en genç bestecisi yirmilik Feris Pamir, Koca Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma Operası’na üzerindeki eflatun ceketiyle iştirak ediyor.

Sesin görkeminde kimse eflatun içinden yanıveren turuncu pulları, yeşil çerçeveli kara gözlükleri görmüyor.  Feris’in ağzı şarkıyla dolu olduğu için, gözlerinde kalan sırıtışı kara gözlükleri yüzünden kimse göremiyor. Etraftaki herkesin aşırı ciddiyeti ona şaka gibi geliyor. Ama o, bu şakayı hiç sevmiyor.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Kurmacalar...

One response to “Şaşkın

  1. Çekirge

    Şaşırtıcı.. tezatl!! Sürükleyici..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s