Korku(suz)


Hafifledim. Hani, uyuyup uyanmış gibi, sevdiğimin teninde soluklanmış gibi, ılık sularda yunmuş yıkanmış gibi hafifledim. Korkunun ele yüze bulaşan o meşum varlığına s*ktiri çekip, kapıyı gösterince hanem genişledi, ruhum aydınlandı. Ağzım bozuldu değil mi, -ama hakkında güzel cümleler kurmak istemiyorum onun.

Bu!

Korkuya biçtiğim bu kadar.

Görüyorum şimdi hepsini… Görmek marifet değil, söylüyorum, isimlendiriyorum.

Kovun hayatınızdan! Sizi karartan, mutluluğunuzdan nefret edenleri kovun… Benden söylemesi. İkinci şanslarla, değiştirme umutlarıyla, yeniden denemelerle, hep başa sarmalarla olacak iş değil. Değişmiyor! Mermer aşınıyor, değişiyor… Dağ yarılıyor, fay kırılıyor ama hayır insan değişmiyor! Sakız çarşaf gibi açıyorsunuz yeni günü önünüze ve zaten dünya eyvallahsız, siz koca karanlık bir geceden ak pak bir gün yontmayı başarmışsınız ne hikmetse; şimdi katran karalar gelip de pisleyecek çarşafın orta yerine öyle mi? Yok ya!

Elmas nadir bir kütle değil mi?

Soyu tükenenler mavi balinalardır ya da…

Piyango kırk yılda bir vurur ya da vurmaz…

Lagünler az bulunur doğada…

Ender olan bunlar mı sanıyorsunuz! Hiç de değil, ender olan sevgidir, merhamettir, emektir… Ender olan, kadir kıymet bilmektir. Hadi siz, bunları cömertçe, umarsızca sundunuz, ha bir de saçtınız. Ahmaklığınız bununla da kalmadı bir de kendi yaptığınızı önce siz unuttunuz… Hatırlayın o zaman! Kendi kıymetinizi hatırlayın. Aksi halde, hafızanızın alçakgönüllülüğü sizdeki cevheri sömürenlerin işine gelecektir. Kendinize yazık ettiniz madem, cevherinize etmeyin. A, yoksa siz cevherin ta kendisi miydiniz? Durun söylemeyin, bunun gerçek cevabını onların yanında asla söylemeyin. Onlar, ben ile başlayan cümlelere küfreden bencillerdir. Aldanmayın. Sizde bir tane siz var, azaltmayın ne olur… Biliyorum, kimseden önemli olmadığınızı haykırıyor içinizdeki erdem ağızları. Sorun o erdem ağızlarına, size doğruyu söyleyecekler –dürüstlük de erdemdir zira- kimseden önemli değilseniz madem, kim sizden daha önemlidir o zaman? Kim sizi daha değersiz kılmıştır ya da?

Başlı başına daha üretken, daha insancıl, daha farkında olarak yaşamak hayatı –suçu kimseye atmadan- tam da böyle yapmak isterken, kim sizi parçalara ayırarak eksiltmiştir? Hala eksik parçalarınızı mı arıyorsunuz? Hala parçalanmışlıklarınızı mı tamir etmeye çalışıyorsunuz? Onların boşluklarına bakın, sizden koparttıklarını yamamışlardır sağlarına sollarına! Sizden çaldıkları ve sizde yoksun bıraktıkları ile avlamışlardır sizi. Onlar avcıdır zira. Avcı toplayıcıdırlar. Üretmezler,  üreteni de sevmezler. Kendilerini sevmezler dahası, belki de sevmeyi bilmezler. Üstelik sizin bunları fark etmeden yaşadığınızı zannedecek kadar kıttır akılları. Ama gıcır kurnazlıkları vardır, siz onların ne bok olduğunu fark etseniz de incitme korkusu ile ağzınızı açıp da tek kelam konuşmayacaksınızdır… İçinizdeki erdem ağızları onlardan yana haykırdıkça susacaksınızdır. Bunu dibine kadar kullanacaklar, görün bak! Ta ki, incitme korkusunda sözü geçen korkuyu savıp, defedene kadar.

Sahtekârlıkları, kibirleri, yapay ve aşüfte(hem eril/hem dişil) masumiyetleri,  dahası yağmacılıkları, mıymıntılıkları ile sizden ve kendileri dışında dünyanın geri kalanından şikâyet ederken; pat diye atıverir şalteriniz. Aaa, ne garip; o şalter meğer sizin korkularınıza da bağlıymış. Saçmalıklara kapanan ruhunuz, aynı anda korku ve endişelere de kapanmış! Ve o an, garip bir erinç yürür zihninizden dilinize. Öfkeniz, taptaze bir ışık gibi ruhunuzu parlatır. Uyuşukluğunuzu silkeler hani… Mıymıntı ve kahpe tavrınızı üstünüzden alır. Çırılçıplak görürsünüz onların ne boktan, ne aşağılık olduklarını; bir çırpıda. Korkusuz ve kırbaç gibisinizdir. Kovarsınız cümlesini hayatınızdan. Böylesi, size iyi gelir. Zira onlar değişmeyecekler, beklemeyin boşa… Su buhara, lav kayaya, kum inciye dönüşür de onlar dönüşmez insana…

Reklamlar

2 Yorum

Filed under Asıl mesele...

2 responses to “Korku(suz)

  1. tamer

    eritmedikçe can güneşinin içinde, parlayan yıldızlarını, gözlerini acımazsızca diktiğin ve olması gerektiği diye direttiğin her şeyden, yok olmak için vazgeçmediğinde, terk’i bile terk etmediğinde; duramıyorsun, “tenzih” ile “teşbih” arasında…

    asıl mesele bu arada durmakta!… Kendinin geldiği kaynağın büyüklüğünü tenzih edip, ondan alemlere yansıyan her şeyi teşbih ederek, “yaklaşmak” için vereceğin çabanın, o yolu kısaltması için uğraşmanda…

    İnandığım asıl meseleyi dile getirdim…

    naçizane…acizane….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s