Talih Kuşu Yemi…

Ben Powis, The Unlucky Blanket

Cam sildiğinde o kadınlar, yağmur bulutları toplaşır; yağmak için gerinir, gürler… Bu tabiatın kadınlara yaptığı en tuhaf eşek şakalarındandır… Hani gündüzün bir cömertlikle ışığını savuran güneşin halet-i ruhiyesinin çark ediş anıdır. Filmin en heyecanlı yerinde, gücünden sıkılan elektrik gibi –apansız terk eder talih, adamı. Ve sonra, sırf üzgün suratları aydınlatabilmek için jenerik akarken poflar bütün aletler ve karanlıkta el yordamı ile bulduğun bütün mumların ışığı hükmünü yitirir.

Trafikte akmayan şeritler hep onun şerididir. Şansı çıplak gözle görmek böyle bir şey… Onun yokluğundan boşalan yeri görmek, bir karanlık, bir yağmur anı, uzadıkça uzayan bir bekleyiş…

Dünyanın dört yanından kör talihe mikrolazer tedavisi yapılsın diye sökün eden Bahtsız Bedeviler (BB), tevekkülden de el etek çeker bir süre sonra. Eğer talihteki otomatik ayar sürekli arıza çıkartıyorsa, zaman “manuel müdahale” zamanıdır. Yani yaygın tabirle “Şansını kendin yarat!” düğmesine basılmak için acil durum yeterince olgunlaşmıştır. BB, camı kırar ve acil durumlarda kendi şansını kendin yarat düğmesine (ADKŞKYD) basar…

Talih ve tembelliği yakından ilişkilendiren etikyazıcıları, talihin doğasını anlamaktan uzak gibidirler aslında. Bu anlamda en acımasızları varoluşçulardır. Onlara göre, talih diye bir şey yoktur: Her şey –doğmuş olmaktan başka her şey- kişinin bir seçimdir ya da bir seçiminin ürünüdür.

Diyelim ki, başınıza pat diye meteor düştü. Ve gariplik bu ya, hala yaşıyor ve şu biçimde isyan edebiliyorsunuz: “Yarabbi niye ben! Şansımın içine …”

Oradan bir varoluşçu çıkageliyor, adı da Jean Paul, size diyor ki; “Eh! O meteorun düşeceği konusunda bilgi sahibi olmamak, bunu merak etmemek senin tercihindi. Eğer bu konuyla ilgili yeterince gerilseydin o zaman koordinatları hesaplar ve o gün orada olmazdın!” evet ya, bu söylem yeri gelince bu kadar ileri götürülebilir. Her neyse. Kimsenin başına meteor düşmedi, Jean Paul ismindeki varoluşçumuz da bu dayağaşayan cümleleri kurmadı.

Öte yandan, bu anti-talihçi bakış açıları da kıçını kıpırdatmadan dünyadan şikayet eden gruba iyi bir ders vermek üzere geliştirildi. Neymiş efendim, bütün dünya onun üzerine geliyormuş. Sen kendini niye bu kadar önemli sanıyorsun ki? Başına öyle ya da böyle bir şey geliyor olması bile, dünyanın seni fazlasıyla umursadığını gösteriyor… Oysa sen kılını kıpırdatmadan, her şeye sövüyor, her şeyden yakınıyorsun… Fikir beyan etmiyor, beyan edilmişleri bilmiyorsun; belki de biliyor ama sallamıyorsun… Eylemiyorsun dahası, bir bardak su almaya erinen gövden yağ bağlamış; -vicdanın ve ruhunla berabere- televizyonu açıyor, haberleri izliyor ve sanki radyodan şarkı tutar gibi kendine haber falı bakıyorsun. O yıkımlar, acılar, tedirginlikler, bıçak sırtları sana dokunmuyor. Bunun için bir şey yapmak şöyle dursun, “etmek, eylemek, yapmak” ile ilgili tek düşünce aklının sokağına uğramıyor. Sonra da tutup, dünyanın sana yontulmayan matematiğini sorguluyorsun. “Elde var sıfır” değil mi, çünkü sen her şeyi kendinle çarpınca, sıfırlaştırıyorsun. Sen kötü talihli değilsin zira, sen talih-siz-sin. Sen yoksunsun pek çok şeyden, bak şimdi seni konu dışı bırakıyorum. İşte, oldu!

İşte ifrat ve tefritin ortasında kalanlar, B.B’ler, kötü talihtarlar, bir işe kalkışıp kalkışacaklarına pişman olanlar, olaylar silsilesinde yağan bulutun altında duranlar… Ne diyebilirim ki; müzminleşmiş durumlar için “aynı şeyleri yapıp başka sonuçlar bekleyemezsin” demiş Aristoteles. Ama sanırım, talihsizliğin size olan aşkı çok tutkulu… (Günlük fal metni gibi oldu, yapacak bir şey yok) Ve üstelik bu öyle apansız bir vaziyet ki; iradenin kendisini yanlışladığı anlar karşısındaki çaresizlik… “Siz” diye yazıp çizdiğime ne bakıyorsunuz, o an gelir ki, kendimi yağan bulutun altında bulurum işte. Bakarsınız siz, “biz” oluvermiş… Nasıl bilmiyorum, zaten aşk ve şansın üzerine atıp tutarken bu kadar şaşkın ve haliyle gevezeyim.

Reklamlar

3 Yorum

Filed under Teferruatlar

3 responses to “Talih Kuşu Yemi…

  1. side

    bahtsız bedevi
    siz biz olalı bu kadar bahtsız bu kadar bedevi olmadı .

  2. Olcay Toptaş

    Keyifle yazmışsın sanırım. Keyifle okudum .:)

  3. vesonkiüçdört...

    Mizah kuşanan kadınlara hayranım. Saygıyla eğiliyorum önünüzde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s