Özürsüz

Enrique Moreiro

Beni çıkartın buradan! Boşuna bekliyorsunuz. Zamanın, atalete mâhkum yapışkan kolları kafamın içinde kımıldayan o şeyi yakalamaya kadir değil… Beni saatlerle yıldıramazsınız.

Ne o! Bir sonraki sefere; Viktorya gülleri ile bezeli porselen bardaklarda baldıran mı getireceksiniz? Hepsini reddedersem eğer, ağılı bakışlarınızla mı son vereceksiniz yaşamıma? Yöntemleriniz bile sinsi. Utanın kendinizden!

Bu boş kağıtlar, sizden çok beni kızdırıyor bilesiniz. Siz ne kadar istediğinize ulaşma derdiyle kavga ediyorsanız, ben de istediklerimi o kavgadan sağ çıkarma derdiyle uğraşıyorum. Alın şunları gözümün önünden… Özür dilemeyeceğim. Niye dileyecekmişim?

Diyelim ki, siyah atkılılar boyun bağlarını savurarak geçebiliyorlar Madrid’in sokaklarından… Ne olmuş? Katalanlarla şarkı söylemişim mısralarımda, ne olmuş? Bir atkı savruldu diye, bir şarkı söylendi diye özür mü dilenir?

“Geçit yok” yazan duvarların önünde, bir kızıl karanfil için sevişmişim fena mı? Elimi tetiğe sürmemişim ya, belime altıpatlar sarmamışım ya!

Galiz bir küfür değilse trot benim lügatimde, uğruna dizeler döktüğüm taht değil de avlumda uzanabileceğim aksak, eflatun bir döşekse? Özür dilenir mi bunun için, dilenir mi?

Gövdesinde yüreğinden, iç cebinde de -biri kendine diğeri  falanjiste saplanacak- iki mermiden gayrı yükü olmayan adamı sevdalım gibi bellemişim diye, pişmanlık duyulur mu?

Ben size ne söyleyeyim? Ne yazayım şu boş kağıda sizi memnun edecek?

İdam mangasının karşısına ıslık ıslık çıkan gerillanın, kibirli olmayan kibrine selam etmişim. Verilen selam geri alınmaz… Alamam…

Nikahlamadan koynuna aldığı sevgilisini kucaklar gibi ölümü kucaklayanların, altın madenlerini peşinden sürükleyerek mihraba çıkan porselen karılara metelik vermediğini söyledim. Yalan değil!

Şimdi buraya aksini yazmamı istiyorsunuz? Vicdanınızı, sevme becerilerinizi ıskartaya çıkartmışsınız anladık, ama aklınızı da mı verdiniz bir hiç karşılığında? Verdiniz… Tabii ya! Üstündür itibar bunların alayından. İtibar dediğiniz, sırmalı bir apolettir lacivert redingotlarınızın omzunda.

Olası… Yarın, taralı saçlarımı dağıtacak ve beyaz gömleğimin bağrını parçalayacaksınız. Kulağımdan, küpelerimi çekiştirecek ve başımı şu mermer masaya çarpacaksınız.

Olası… Hakaret edeceksiniz yarın. Bedenime, müsaadesiz el süreceksiniz, kanlı parmaklarım arasına sıkıştıracaksınız kalemi, bana can ağrısı ile söylemek istemediklerimi söyleteceksiniz.

Özür dilerim… Hiç söylenmemiş sayın bunları.. Bütün mısralarım aptallığımın ve sarhoşluğumun ürünüydü. Hiç sevmedim bağımsızlığı… Hiç özlemle ve ihtirasla devrimi ummadım. Hepsi yalandı… Yüreklerinize sızdığım, size umut verdiğim, gözlerinizi açıp, asırlık uykunuzu üzerinizden yirmi sekiz dize ile silkelediğim için özür dilerim… Hiç yazılmamış sayın onları… Hiç düşünülmemiş… Hiç hissedilmemiş…

Dünyanın her yanından Madrid’e, Granada’ya akan ırmaklar gibi çağladı özgürlükçüler. Ben o ırmağın suyundan içtim; her zerremde şimdi direniş; gırtlağımda, yüreğimde, damarlarımda… Beni parçalara ayırsanız da bendedir o hakikat!  Alamazsınız!

Karartma akşamlarında, bariyerlerin ardında, tepemizde kraliyet armalı mermiler vızıldarken söyleştim bıyıkları altından gülümseyen yakut ağızlarla. İşittim onları. Kulağımdan seslerini sökemezsiniz.

Günah çıkartma odalarında sabahladınız… Damağınıza yapıştı diliniz; gücünüz tükendi anlatmaktan ama günahlarınızın çetelesi karanlık bir çarşaf gibi batı Akdeniz’e uzanıyor şimdi… Masumiyetinizi, akıttığınız kanı görmezden gelip, sırtınızı sıvazlayan Katolik rahiplerinden alamazsınız. Tanrı’dan evvel sizi affetmesi gerekenler, dar sokaklarda sırt sırta vermedeler şimdi. Sizi affetmesi gerekenler, ben gibi, mermer bir masanın başında oturmuş geçmişi yeniden ve yeniden gözden geçiriyor. O affı benden alamazsınız!

Bir de üstelik özür bekleyecek kadar inkâra kesmiş içiniz! Bir kağıttan fışkıran yirmi sekiz mısraın yirmi sekizinden de özür bekliyorsunuz. Mısraın ruhundan özür bekliyorsunuz. Ruhumdan özür bekliyorsunuz…

Alamayacaksınız… İçim ateşle dolduğunca boş duracak bu kağıtlar. Özür dilemeyeceğim! Beni çıkartın buradan!

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Kurmacalar...

One response to “Özürsüz

  1. cekirge

    Beni çıkartmayın, ben okumadan geçemeyeceğim yazılarınızı.. Ve beğenmekten vazgeçmeyeceğim..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s