Kayıp (Aşkın ilkesizliği…)

Mantığın Romansı

Neyi yitirirsen, eksilirsin?

Neyi yitirirsen yok olursun?

Aşktan daha parçalayıcı bir şey yoksa eğer, onun kadar bütünleştirici bir şey daha yok demektir. Yüreğini tastamam anlamanın tek yoludur belki aşk, onu tastamam son görüşün de olabilir pekâlâ… Ne kadar eksik, kusurlu ve hatalarla dolu olduğunu da bu sayede anlayacaksındır. İşte ilk kahırlanışın.

Hep ne yapmışsan var olabilmek için, şimdi başka yol bulmak zorundasındır. Sende olanı, sen olmayan birine adamak böyle bir şey… Yok olmadan sıfırlanabilmek… Mantık, üçüncü halin olmazlığı ilkesini sana saplayamaz… Sen hem varken hem yok olabilmektesindir. Bu yüzden aşk, mantığı aşkındır.

3. Hal, Elif Ezgi

Gece üzerinde daralır, kalbin gövdende genişler…

Ne kadar şiddetle ağlayabilirsen, o kadar içten gülebileceksindir. Ne kadar hızlı çakılırsan yere, o kadar hızlı sıçrayabilirsin göğe. Aşk tanrısaldır… Tanrıya bunca yaklaştığını, başka hiçbir koşulda hissetmeyeceksindir. Onun sana üflediği parçasını, aşktan gayrı hiçbir yerde böyle tastamam görmeyeceksindir. İşte bundandır, aşk senden çekilince, kalıbından ayrılan kumaş gibi dökülüverirsin… Boyutlarından birini bulamaz, derinliğini kaybedersin… Yamyassı olursun!

Aşk senden çekildiğinde, hiç olmadığı kadar eksilirsin… Ama yok olmazsın. Bu cezalı bir var oluş biçimidir. Artık neyin eksik olduğunu bileceksindir. Bununla yaşayacaksındır. Burada kötü olan yaşamak mıdır, eksilmek midir? Ayırdına varmak güç. Var oluşunu yoklukla imtihan edeceksin işte… Sana aşktan kalan bu. Ha’bire çelişivermek kendinle… Mantık çelişmezlik ilkesini de saplayamaz sana…Ah keşke saplasa dersin, tepeden tırnağa mantık kesmek istersin. Hayır, o yokken –yine de- sen varsındır. Bunu kendine izah edemezsin…

Çelişken, Elif Ezgi

Pek çok ayrıntı ile boğuşacaksındır. Ne yarayışlı, ne de güzel… Yer yer aklına bir gülümseme gelecektir, bir ambalaj kağıdına bakarken bunu anımsayabilirsin… Birbiriyle bağlantısı olmayan parçalar, nasıl iç içe geçiverecek zihninde kendine izah edemeyeceksin. Hiçbir sonuç, gerçek bir nedenden doğmayacak… Her neden, rastlantısal; her sonuç onunla ilgili olacak… İşaret okur gibi, eşyaların, doğanın kımıldayıp, eşyanın dalgalandığı her an -kaçarı yok-, onun kıyısına vuracaksın… Hangi rüzgarın seni oraya attığını sormak ise, aklına hiç gelmeyecek… Sorsan bile gerçek bir yanıt alamayacaksın.

Yetersiz/Sebepsiz, Elif Ezgi

Yerken sana lezzet veren yemişleri yadsıyacak damağın, başını koyduğunda seni uykuya uzatan yastık bir mahkeme odası oluverecek, göz pınarlarının bitiminde kederli, olup-bitmiş çizgiler uzanacak, omuzların hiç bilmediğince düşüverecek yanlarına, iç-geçirmelerin tufanlardan kalma rüzgarları anımsatacak, ayna ile bakışacaksınız ve ikiniz de anlamayacaksınız gördüklerinizden… Bir saç nasıl yitirir renginden böyle, gözdeki ışık ne kadar sönebilir, ne kadar susabilir bir ağız, kaşlar ne kadar yere yaklaşabilir üzülürken? Sen, aynanın karşısında kendi terk edişini seyredeceksin kendinden… Özdeşlik ilkesini saplayamayacak mantık… Sen, sen değilsin artık.

Öz(deş), Elif Ezgi

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Yirmili yaş fiksasyonları...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s