Giusseppina Hapishanesi

Hey ben, gidelim mi? / e.e.u

“Tizaro, eşek herif hemen buraya gel!”

Tizaro, çıkışa birkaç basamak kala oturmuş, eroin bağımlılarının kendilerinden bıktıkları o anlara özgü sözlerden birini veriyor kendisine: “Kocakarının yanına dönmeyece…”

Giusseppina karısı, Tizaro’nun kendisine tutamayacağı sözler vermesine bile müsaade etmiyor. Sigaranın ve ev yapımı boğma içkilerin kalınlaştırıp, son raddesine kadar har vurup harman savrulmuş elli bir yılın eskittiği sesi yatak odasından taşıp, sahanlığa akıyor.

“Tizaro, diyorum! Sülalesi geberesice hemen yanıma gel.”

Tizaro, ta en başında bu yaşlı cadıya neden yüz verdiğini anımsamaya çalışıyor. Hafızası kötü. Üstelik birkaç şişe şarabın ona yaptırabileceği saçmalıkları hiçbir kocakarı büyüsü yaptıramaz. Kocakarılar… Tizaro’nun püsküllü derdi. Ama bu işi başına kendisi açtı. Altı yıldır –ilk gecenin ardından her gün- onu bırakıp gideceğine yemin ediyor, ama kalması için hep uyduruk bir neden bulunuyor. Söz gelimi, uykulu olabiliyor, o gün evden çıkmak istemeyebiliyor, eti üşüyor kıvrılacak bir kucak arıyor yahut. Bazen de kocakarı düz duvara tırmanan mart kedileri gibi kızışıyor; eğer Tizaro onun istediğini vermezse, adamı çok feci pataklıyor. Giu’nun bir sillesiyle, denizanasının duyargaları üzerinde uyumuş gibi yüzü kızarıp, alev alıyor.

“Elalem mermerden yontulmuş gibi yuvarlanan kıçlardan bile sıkılıyor, ben bu kocakarının buruş kırış, hem de yere yakın kıçının etrafında demeye geziniyorum ki?” diye içinden soruyor. Eğer içseslerini duyulabilse, bu yakarısı içkulaklarının içzarlarını yırtacak, ne var ki Tizaro sadece usanmış büyük gözlerini karşı pencereden görünen Cenova Rıhtımına dikmiş ve bir ozan edası ile beyaz fiberglas gövdeli katamaranları, motor yatları, tirhandilleri, alamataları, yavları ve hepsi birer ak leke gibi sağa sola kımıldayan kayıkları izliyor. Kentin dalga gibi yükselen yamaçlarından birine kondurulmuş yeşil binanın en üst iki katından rıhtımı seyretmek, yere yaklaşan bir uçağın penceresinden bakmaya benziyor olmalı. Ama Tizaro hayatında hiç uçağa binmedi.

Giu’nun ciğerlerindeki nemli bilyeler yuvarlanıyor. Kocakarının soluk alışverişi öyle gürültü kopartıyor ki, bir perde daha tiz olsa yıllanmış duvarlarda yeni sıva çatlakları damarlanacak. Tizaro yüzünü Giu’ya çevirir gibi, yukarı doğru tiksinerek bakıyor ve başını ağır ağır, tekrar pencereye yöneltiyor. Göz ucuyla kapıya bakıyor hemen sonra. Kapı, gözünün ucunda bile imkânsızlaşıyor. Kapıdan gitmek mi? Hah…

Kapıdan kovulduğunda pencereden sıvışanlar gibi olmalı belki, diye düşünüyor. Yüzü gülüyor. Sol omzu ile pencereye süratle abansa, tuz buz olan cam kırıkları ile beraber toprak zemine doğru yağsa. Belki sivri birer boynuza dönüşen cam parçaları, Tizaro aşağı varmadan şah damarına saplanır ve onu hemencecik öldürür. Ölüm mü yerçekimi mi daha süratli bir an için kestiremiyor. Yine de tamamen gidebilmek yüreğini yazın esen serin rüzgârlar gibi ferahlatıyor.

Bunu yapabilse kurtuldu demektir. Perdeler arasında saydam bir ihtişamla uzanan cama alıcı gözle bakıyor şimdi. Ardındaki rıhtım manzarası bulanıklaşıyor. Camdaki yılgın yansısı bile fikrin dirilticiliğini gölgelemiyor. Kurtulmak… Giu’nun küflenmiş hapishanesinden kurtulmak… Kocakarının elle tutulur bir yanı olsa bari, diyerek düşüncesini bir kademe geri götürüyor. İçki sofralarına otururken kocakarıya üşüşen neşeyi düşünüyor biran. Sonra ikinci kadehin ardından ağzı bir tarafa, gözü bir tarafa gidince acayipleşen suratını ve hiç şahit olmadığı savaş hatıralarını anlatmak için seçtiği yalan yanlış cümlelerini anımsayınca çılgınca tiksiniyor ondan. Yaptığı yemeklerin –içine ne katarsa katsın aynı renk, aynı koku ve aynı tatta oluşu da kaçması için bir sebep veriyor Tizaro’ya. Ama kaçamıyor işte.

Ayağa kalkıyor, bir atletin ileri fırlayabilmek için vücudunu arkaya doğru germesi gibi geriniyor, gözleri ile pencereyi nişanlıyor, son olmasını dileyerek ciğerlerini havayla dolduruyor. Yüzünde zafer ışıkları ile yanan bir gülüş var.

“Tizaro gel buraya yoksa çükünü keserim, beni duydun mu?”

Giusseppina’nın bağırtısı merdivenlerin tahta tırabzanlarına mukoza rengi branda gibi dolanıyor. Tizaro’nun omuzları düşüyor. Vücudunun yay gerginliği gevşiyor. Bağımlının yanılgı dolu mecburiyetiyle yukarı çıkıyor.

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Kurmacalar...

One response to “Giusseppina Hapishanesi

  1. Böyle uzun ve bitimsiz cümlelerle bir öykü yazmayalı baya zaman oldu.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s