Mutlak İktidar Mutlaka Bozar

(Kronik Muhalif, 2010/yaz)

Latif Demirci, Başbakandan Korkmuyorum


Bir aristokratın sözüdür ama aristokratça değil, aksine anarşistçedir: Lord Acton der ki; “İktidar (adamı) bozar; mutlak iktidar mutlaka bozar…” Severim bu sözü, niyeyse Tayyip Erdoğan kaptanlığındaki iktidar gemisine baktıkça bu söz zihnimde çınlar durur: “Mutlak iktidar mutlaka bozar…”

Kasım 2003’te Fazilet Partisi ve ‘Hoca’ Erbakan’ın bağrından kopan ‘yenilikçiler’in kurduğu Adalet (!) ve Kalkınma (!) Partisi, hem halkın çoğunluğunu ardına aldı hem de %10’luk kibirli seçim barajının son ürünü oldu.

O seçimlerde ilk kez oy kullanacaktım, o yüzden ince eleyip sık dokumam gerekiyordu. Henüz politik duruşum erginleşmemişti, dahası o zamanlar ‘politika’ denilen etkinliği çekinilesi bir faaliyet olarak görüyordum. Çevremde esen sosyal demokrasi rüzgârı, bana sığ geliyor; öte yandan spesifik ve küçük ayrıntılarla birbirlerinden ayrılan diğer partiler arasında ‘neden’ bir tercih yapmam gerektiğini çok da kestiremiyordum. Üstelik o zamanlar, ütopik ve cazip vaatlerle halkın karşısına çıkan Genç Parti figürüne hem gülüyor, hem de halkın bu kişilere kapılmasından ürküyordum. Asıl korkum onlardı; zira halk ‘dolandırıcılık’ fikrinden değil, ‘yerel dolandırıcılık’ fikrinden çekiniyor; ‘uluslararası dolandırıcılığı’ ise mazur görüp, yer yer alkışlama yoluna gidiyordu. Sokaklarda, tekel büfelerinde, otobüslerde, okul koridorlarında Genç Parti’yi neden desteklemek istediğini anlatan insanlar türemişti. Kimsecikler AKP figürünü, Genç Parti ve Cem Uzan kadar konuşulmaya değer bulmuyordu.

Yayınların aniden kesilmesine ve Cem Uzan’ın müthiş bir lansman ürünü olarak pazarlanmasına şahit olunuyordu. Star TV’nin neredeyse bütün reklam kuşağını tahsis ettiği Uzanist videolar; şaşkınlıkla seyrediliyor ve dahası “Dediklerini yaparsa yaşadık, benim oyum Uzan’a” deniyordu. Adam dolandırıcıydı ama meydanlara ‘Türkiye’yi talep ederek’ çıktığında, sanki tepeden tırnağa asalet ve dürüstlük timsali bir kişi gibi teşhir oluyordu. Öylesine coşkuyla alkışlanan bir dolandırıcı görülmemiştir, görülmüş müdür? Hah, kim bilir?

Sonra sandık açıldı; garip bir sınırda durdu Uzan’ın Genç Parti’si: %9,4. CHP klasik oranlarından şaşmadı, DSP korkunç bir hezimetle alaşağı oldu, Fazilet’in esamesi okunmadı, sol partiler ise %1 ile %0,1 sınırında gezdi ama AKP; Özal’dan beri görülmeyen bir orana imza attı. Bu kadarı herkesi şaşırtmıştı. Sandıkların çoğu açılıp, durumun rengi belli olduğunda, Baykal ile Erdoğan bir kanalda yan yana geldiler. Bu adamı, İstanbul Belediye Başkanlığından sonra ilk kez görüyordum. Ne seçim hazırlıklarını takip etmiştim, ne de ciddiye almıştım. Güler yüzlüydü, zafer kazanmış bir adam nasıl olursa öyleydi; yıl 2003, aylardan Kasım’dı.

Türkiye henüz, kendisine yakınıp, sığınan vatandaşına “Ananı da al git”  diyen başbakanını tanımıyordu. O, meydanlarda şiir okuyan bir düşünce mağduruydu; hâlâ da yasaklıydı üstelik. Sağ kolu, kurmayı, hayaldaşı Abdullah Gül, başbakan olarak tayin edildi. RTE ise, milletvekili bile olmayan bir Parti Genel Başkanına göre fazlasıyla müsterih ve memnundu.

İlk an için kadrolaşmalar, keyfi düzenlemeler, yasaları çıkarları doğrultusunda yeniden uyarlamalar; sınırları tahmin edilemediği için ürkülen noktalardı. RTE ise belirsizliğin tedirginliğini hiç yaşamıyordu. Sanki her şey, bir el tarafından çok önceden yazılıp çizilmişti…

Ancak, RTE beni şaşırtmaya çok ilginç bir noktadan başladı:

O sıralarda Türkiye’nin yakın tarihini inceliyordum. 1961 öncesi, Adnan Menderes’in ezici bir oy çokluğu ile başa gelmesinin ardından yapılanları, görevden indirilmesi, asılması sürecini okuyordum.

Sürecin kendisi garip, bitişi acı ve insanlık dışıydı. Ancak bir husus vardı ki; bir iktidarın sınırlarını gözler önüne seriyordu:

Adalet Partisihükümeti, genel seçimlerden sonra Millet Partisi’ni birinci çıkartan Kırşehir’i gerisin geriye ilçe yapmıştır!”

Efendim?

Basına habire haddini bildirmeye çalışan bir Adnan Menderes, halkla diyalog kurarken ağa-ırgat lügatı kullanan bir Adnan Menderes… Daha sonraları, Adnan Menderes, bu halleri ile bana birini hatırlatacaktı!

Kasım seçimlerinin hemen ardından, Dev Uzan İmparatorluğu’nda Fetret Devri başlamıştı. Bu, kuntlaşmış, yüzsüzleşmiş bir sahtekarlık hanedanlığının bitişi bakımından iyi, öte yandan da aşırı kasıtlıydı.  Türkiye’de fink atan yüzlerce dolandırıcı, yolsuzluk mesleğini benimseyen adam varken; iktidarı ileride sarsabileceği düşüncesi ile ‘müdahalede öncelik’ verilen Cem Uzan ve diğer Uzanlar çok süratle tüketildiler. Bu sürat, hukukun sahip olduğundan fazlasıydı. O halde, hoşa gitmeyen bir şey olduğunda hukuktan daha hızlı, kanundan daha keskin kılıçlar ipleri kesebilirdi. Orada bunu gördük.

Başbakan için çözümler aranırken; önce tek bir adam için kanun görüşüldü. Sonra halkın  ‘hizmetçi’si olmak üzere seçilen TBMM üyeleri, 1 adamın iktidar ihtirası için oylamaya oturdu. Bir dizi tüzük ve kural yeniden yazıldı. Sonra, sıra Siirt milletvekili olan Jet-Fadıl’ın milletvekilliğinin düşürülmesine geldi. Adamların seçtiği rotayı görünce, sessiz kalmaya mecbur oluyorsunuz; çünkü Jet-Fadıl denilen adamın nitelikli dolandırıcılıkla ilgili ispat edilmiş suçları var; dahası, yargılama sürecinde olan –şaibe altında olan- bir adamın nasıl olup da milletvekili seçilebildiğine şaşıyorsunuz hâlâ siz. Oysa…

Bu tavır, kimisini yanılttı; eğer Jet Fadıl’ın dokunulmazlığını kaldırıp, milletvekilliğini düşürebiliyorsanız; bu tarzda bir suçu sabit görülen ya da şaibe altında olan AKP’ye mensup bir milletvekilinin de dokunulmazlığını kaldırıp, ona da yargı yolunu açarsınız değil mi? Hahahaha! Güleyim de boşa gitmesin bari. Dengir Mir Mehmet Fırat’ı sahiplenen, Deniz Fenerlerini kucaklayan, Zahit Akman’a mevki beğendirenlerin derdi dolandırıcı avlamak değildi; onlar başka bir yere nişan almışlardı: Para ve iktidarın birbirini besleyen odağına tabii…

Cuntacılara karşı durabilen bir figür çok önemli, darbe anayasasına karşı durabilen, Türkiye’nin etnik gerçeğini konuşabilen bir erk… Ama bu toprağın insanı için asıl önemli olan nedir biliyor musunuz? Samimiyet.

Samimiyet üçüncü  katmandır. Onu, bir ifade olarak yüzünüze takınamaz, konuşmanızın içine serpiştiremezsiniz. O, hakikat tarafından korunan bir haldir. Önce dürüst olmak gerekir, bu ilk katmandır. Dürüst olmak, ikinci kapıyı açar: Müsterih olmak. Bu sayede sakin, serin ve yakınsınızdır. Korkusuzsunuzdur. Ancak bu sayede üçüncü katmana, samimiyete ulaşabilirsiniz.

Şimdi gelelim, hükûmetin eylemlerine ve bu eylemlerdeki samimiyet düzenine…

AKP’nin askeri istememesinin nedeni nedir? Sivil iradeler dururken, silahlı iradeye işi bırakmama kaygısı mı? Samimi olan budur, değil mi? Ama hayır! RTE kendisi için ‘mutlak iktidar’ tasarlamaktadır. Ve asker, -tecrübe ile sabit ki- bunu RTE’nin elinden alabilecek denli zorbadır. RTE’nin derdi zorbalıkla değil, elinden alınacak olanladır.

AKP, 1982 Anayasasını istemiyor, değil mi? Bunu istemeyişinin nedeni, yasanın karanlık, militarik zihinlerce yazılmış olması mıdır? Bir duvarlar, yasaklar, inkârlar anayasası olması mıdır? Yoksa…

Halkın iradesinden yetki aldıklarını ‘sürekli’söyleyen iktidar partisi, iradesi %10’un altında kalanları görmezden geldiğinde samimiyetten söz edilebilir mi? Bu sivil iradenin anayasası olmadıktan, 1 adamın ve o adamı besleyen bir grup milletvekilinin anayasası olduktan sonra samimiyet konuşulabilir mi? Bu yine ‘mutlak iktidar’ tasarısıdır.

Ölümler, tersanelerde, maden ocaklarında kaderdir. Çiftçinin toprağı kendisine haramdır. Her protestocu şarlatan, her eleştiri haksızdır, -ciklerle, -cıklarla, teğetlerle küçümsenen hasarlar halkın üzerinden tren gibi geçip gitmiştir. Tekel işçileri, itfaiye işçileri ister 1 gün ister 75 gün bir köşede oturup direnebilir: Onların sesi kimsenin bi’ tarafına takılmaz. Zaten onlara gösterilen şey merhamettir! Susuz köylere çamaşır makineleri, sobasız evlere kömür dağıtarak rant sağlayan adamlar Valentino’nun 10 bin Euro’luk takımlarıyla sağda solda fink atıp, Mevlana’yı ağızlarına doladıklarında, samimi değil gülünçtürler.

Ne başı örtülü  insanlardır umurlarında olan, ne de inanabilmek bir şeye; başörtüsü  yüzünden ıstırap çeken yakınlarının ısmarlama intikamları  alınabilirse ne âlâ… Bunun için isterler mutlak iktidarı, bu intikamı alabilmek için. Eğer öyle olmasaydı, üniversite kapılarında soyunmaya mecbur edilmezdi kadın öğrenciler, hâlâ…

Güneydoğu’da, yerel seçim bozgunundan sonra ‘Kürt Açılımı’ konuşmaya başlayanların samimiyeti söz konusu olabilir mi? Daha seçimlerden önce “Ben burada ceketi aday göstersem kazanır” diyerek seçmeni aşağılayıp, kendine tuhaf bir güvenle âşık olanların ani açılım tutkuları hakiki midir? Mutlak iktidar düşü sekteye uğrayınca panik kaçınılmaz, yüzeysel planlar ise acil olmuştur. Oysa operasyonlar sürmekte, kan akmakta, can yanmaktadır.  Ölüm varken, kan varken yalanlar gülünç olmaktan çıkmış, korkunç olmuştur. Artık samimiyetin tozu bile yoktur.

Sivas’ta Alevi yurttaşları  yakarken “Yakın la, yakın!” diye bağıran kesimin oylarıyla semirdikten sonra; ‘Alevi açılımları’ndan söz edebilmek, “Ermeni Genosidi yalandır, biz öyle şey yapar mıyız?” dedikten sonra, kaçak oldukları için değil Ermeni oldukları için bir grup işçiyi sınır dışı etme tehdidi savurmak, dahası Hrant Dink davasını yılan hikayesine çevrilene kadar bezdirme politikası gütmek samimi midir?

Sözler tutulmaz, tehlikeler sezilmez, yangınlar görülmez, acılar azar;

Eh, Lord Akton’u hatırlarım hep: İktidar adamı bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar!

ELİF EZGİ UZMANSEL

Reklamlar

2 Yorum

Filed under Asıl mesele...

2 responses to “Mutlak İktidar Mutlaka Bozar

  1. meltem

    o kadar anlamlı ki yazdıkların sanki düşüncelerime tercüman olmuşsun. yüreğine sağlık

  2. Bu yazıyı 2011 yılında okumuş olmak üzücü. Tahlillerin tamamına katılmasam da yazının tamamına hakim olan ve sizde kimlik haline dönüşmüş üslup için tebrik ediyorum. Gözümüz böyle güzel yazan insanlar arıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s