ÖZGÜRLEŞMEK İZMİRLEŞMEKTİ BENDE, YA ŞİMDİ?

the orange tree

*** bu yazı kronikmuhalif.com’da yayınlanmıştır.

Ben İzmir’de okuyan bir felsefe öğrencisiydim. Ankara ve İstanbul ikilisinden sonra bu inci suretli memlekete geldim; felsefenin yüreğine girdim. Ama anlatmak istediğim bu değil… İşin başka bir yanı var benim için; derslik dışında dersimi alışımın, sınıfın içinde sınıfsızlığı anlayışımın kısa öyküsü bu…

Oraya gittiğimde “beyaz türk” tanımlamasına uyan bütün kriterleri de kucaklamıştım. Kucaklamak, masum bir sözcük değildir; sadece sahip olmak değil, bunları korumak da kucaklayışın içindedir… Benim yaptığım buydu. Bağrıma bastığım, büyük beyaz bir yanılgı taşıyordum. Anlayacağınız on sekizimde kıracak çok kalın bir kabuğum vardı. Şimdi şaşıyorum, o ana dek okuyup tükettiğim her satırı neremle okumuşum, o sözcükler nereye tutunmuş… Sözcükleri suçlayamam! Ben onları tüketmişim, bunu anladım.

Oradaki ilk günlerimde başörtüsünden ürküyor, Kürt denildiğinde hepimizin TC kimliği yok mu yahu diyordum. Herkes vaziyeti abartıyor, kendisine dünyayı dar edecek sorunlar türetiyordu; böyle sanıyordum. O ana kadar beynimin yedi kat derinine nakşedilmiş şifrelerle flört ediyordum, onlara yaranıyordum. Hah! Bir şifreye yaranmak!

Sonra, tek tek zihnime diktiğim putlar devrilmeye başladı. Onları yıkmak için bir kez heves etmeye gör, bir kez olsun “şüphe” denilen o tehlikeli ama tamamen insancıl ve akılsal refleksi benimsemeye gör… Zaten sonra şüpheni ne için/ kimin için tehlikeli olduğunu da anlıyorsun! Ama bir kez cesaret et!

Okul tuvaletlerinde başörtülerini soyup, giyen kadınlarla bir kez göz göze gelme cesareti çok şey anlatıyor size. Soruyorsunuz; bugün içeri girerken, ya benim tişörtümü çıkartmamı isteseydi birileri; ya üzerimdekinin benim için ifade ettikleri anlamdan ürktükleri için beni soymaya kalksalardı? Bu soruyu olanca samimiyetinizle sorabilmek, kuntlaşmış fikirler için ölümcüldür bilesiniz. Ama anlıyorsunuz… O zaman, ateist hocalarınızın başörtülü öğrenciye “olduğu gibi” derse katılma müsaadesini veriş nedenlerini anlıyorsunuz. Kimsenin kimseden “soyunmasını” istemeye hakkı yok. Hocalarınız, dersliğin dışında size büyük bir ders veriyorlar. Onlar bu zoraki çıplaklaştırmanın bir parçası olmayı reddediyorlar, siz de reddediyorsunuz… Kabuğunuz ilk yarayı alıyor böylelikle, ilk katman yarılıyor.

21 Martta okulun bahçesinde halay çeken insanların arasına karışmanızı istiyorlar sizden, o gün ders saatini değiştiriyorlar: diyorlar ki tutun o insanların esmer ellerini! Siz, omuz omuza durmak nasıl bir şeydi anımsayın… O halaydan başka hiçbir şey, dökülen kanın meşru kılınışını böyle kuvvetli bir biçimde yanlışlayamaz… Size ölümün nasıl ürkütücü bir şey olduğunu anlatamaz. Halayın içinde çabalayan beceriksiz ayaklarıma bakıyorum, onların ayaklarına… Ya’rabbim diyorum; hepimizin ayakları var! Ayakların ırksızlığını anlıyorum. Anlıyorsunuz…

Amerika, Irak’ı bombaladığında ders yapılmıyor. Sınıfa giren hocam diyor ki. “Ben bugün insanlığımdan utanıyorum, size anlatabileceğim hiçbir şey yok!” Bu tepki size külliyatlarda yazmayan bir şeyi anlatıyor. Savaşı reddetmeyi anlıyorsunuz. Onun çirkinliğini… Kilometrelerce ötede yanan bir canın, sizin gövdenizi nasıl acıttığını…

Başka birisi, bayraklar yoktur insanlar vardır, diyor. Semboller üzerinden değer yargılar üretişin garipliğini anlıyorsunuz. Sonra o değer dizgelerinin, etli canlı bir insandan daha kıymetli kılınışını… O sembolün uğruna etin parçalanışı ürpertiyor sizi, canın katledilişi yaralıyor… A n l ı y o r s u n u z!

Ortaya koymak istediğiniz en basit eylemler için izin almaya alışkın ağzınız, eften püften şeyler için hocalara izin sözcükleri dizmek için aralanıyor. “Özne izin almaz!” diyor o insanlar… Özne oluşunuzu sınıfa girmeden öğreniyorsunuz, bir kez daha… Öyle ya, sizin bir yargı gücünüz var. Yargı gücünüzü fark etmek, evinizde, üzeri hiç açılmamış bir kütüphane bulmak gibi bu… Muhtaç olduğunuz yanıtların, soruların, izsürücü aletlerin yattığı “gıcır” bir mecra. Oysa siz muhtaç olduğunuz kudreti kanda sanıyordunuz… Oysa kan, yitim demek.

Velhasıl, bütün zincirler İzmir’de kırılınca, ezberlerim İzmir’de bozulunca; Özgürlük benim için İzmir demek oluyor. Özgürleştikçe İzmirleşiyorum… Ama ya şimdi?

Canım yanıyor. Hayatımın sınıf tanımaz sınıfının, İzmirist putların arasında çiçeklenmiş bir fide olduğunu görüyorum… Ama yine de orası İzmir’in olanağıdır. Kendisine yakıştırdığı sıfatları hak etme olanağı…  Hani şu dillerden düşmeyen, özgürlük, eşitlik, aydınlık niteliklerinin hak edilebileceği yer.

İnkâr, ayrım, yıkım davullarını çalanların İzmir’inde, ANLAYANLARIN küçük büyük İzmir’i. Benim İzmir’im… Kabukları kıran, içinden insan çıkartan olanağım…

İzmir

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under Asıl mesele...

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s