Üç Günlük Dünya

by.Julia Grigorieva


Nereye koşuyorsun öyle! Yetişebilecek misin sanki gerçekten? Bir yere, birine yetiştiğinde mutlaka başka bir şeye gecikiyorsun aslında, bunu bilip unutarak koşuyorsun. Koşuyorsun da bu kadar hızlı koşmak niye?

Nereye koşuyorsun? Kaşların devrilmiş, yüzünde yüksek bir duvarın grisi, cümlelerini kısa ve buyurgan fiillerden seçiyorsun. Varacağın yer sana ne vaat ediyor? Ayaklarından, yüreğinden ve yüzünün renginden çaldığını geri alabilecek misin yetiştiğin yerde?

O kadar acelen var ki, kime kızacağını, kimi seveceğini, neye ilgi gösterip, neden uzak duracağını başkaları öğretmiş sana. Eh doğru ya, keşfetmek demek başka bir hayat demek… Keşfetmek başka türlü olmaya niyetlenmek… Senin bunlara ayıracak vaktin yok.

Bir de aşkına koşanlar vardır, evladını kucaklamak için koşanlar… Onların yüzünde ılık, kayısı renginde bir telaş… Bakışları kış bahçesi gibidir onların: Etrafın hoyratlığına, serinliğine ilişmeyen saydam bir hat… Bunu ayrıştırdın mı, senin de o telaşa kapılasın gelir. Onlar bir ırmaktır, sen de o devinimde sürüklenebilirsin, onlar nereye gidiyorsa peşlerinden gidebilirsin.

Hayır… Bu yangından kaçma hali… Tabakhaneye bok yetiştirmece oyunu…

Gideceğin yere ulaşmak için, geçtiğin her köprüyü atabilir, çiçekleri ezebilir, kalpleri kırabilirsin… Sonunda dokunacağın, elde edeceğin her ne ise, bu saçma sapan koşuyu aklamak için onu yüceltebilirsin. Herkesten ve her şeyden değerliymiş gibi gösterebilirsin, kendinden ve kaybettiklerinden… Kendinden ve ıskaladıklarından… Kendinden ve olabileceğin başka insandan…

Öfkeler biçer, kırgınlıklar dikersin… Gerçekten nedir peki senin istediğin? Böyle sakil bir entari gibi giyinmeyi mi düşlemiştin hayatı? Sonu gelmez koşular, kutu içinden çıkan kutular gibi, seni hiçbir yere taşımazken aslında, sen uydurduğun bu telaşla avunup duracak mısın?

Yer yer yakınıp, acıtıp kendini devam edeceksin öyle mi?

Hiçbir zaman “senden kıymetli mi kardeşim!” diyemeyeceksin, çünkü sahip olduğun, tanık olduğunu, imrendiğin, bir vakitler arzu ettiğin, hayalini kurduğun her şeyin tepesine yerleştirdin şimdi bu amaçlarüstü şeyi…

Belki de bu yüzden kırdığın, parçaladığın, kızdırdığın herkes yanlış sen doğrusun…

Kimse bilmiyor hakikati sen biliyorsun.

Eğer aksini söylersen kendine, bütün o yıkıcı acelelerin boşa çıkacak… Hayatını bir yerine kadar başa sarıp, yeniden okuyacaksın gözucuyla bakıp koştuğun bütün satırları, telafi etmeye çalışacaksın belki adamakıllı… Yorucu iş bu canım! Yorucu iş… Koşmaktan daha yorucu! Bu emeğin en hası çünkü…

Sen kaptırıp aktığın gibi devam edeceksin. Geri dönüp durarak, tadarak, damağında ezerek, anlayıp görerek, tamir ederek, kurarak başlayamazsın çünkü… Işık hızı diye bir şeyden söz ediyorsa fizik, sen karanlığın yoğunluğunda ve onun kendine has kör süratinde yok olacaksın. Başka türlüsüne üşeneceksin.

“Kırdıysam affet…” diyemeyeceksin, çünkü sahiden kırdın.

“Ben bir bok yedim” diyemeyeceksin, çünkü sahiden yedin o boku…

Tozunu attırarak koşuyorsun sen, üstünü örterek o tozlarla hakikatlerin…

“Şu üç günlük dünyada değer mi?” diyemeyeceksin, çünkü sahiden hayat kısa ve sen hâlâ deli bir telaşla koşuyorsun.

Yetişebileceğini mi zannediyorsun? Yetişsen de göreceğini mi zannediyorsun bu karanlığınla?

 

 

Reklamlar

6 Yorum

Filed under Asıl mesele...

6 responses to “Üç Günlük Dünya

  1. Oznur Gokhan

    Herkes bir pay cikararak okumali.. Ben kendime cikardim.. Cok guzel ve vurucu..

    • bahar

      “Son zamanlarda yazılan her hüzünlü yazı, dinlediğim her şarkı beni anlatıyor, bizi anlatıyor sanki…Ruh ikizini kaybetmiş, içinde kelebekler uçuşan yüreğinde amaçsız dolaşan kelebekler saklayan ve yürek sızısı bitmeyen ürkek bir güvercinim artık; yüreğinin tam üstüne konmuş güvercinin kanatlarını kırdın demeyeceğim, kestin yerinden, yaptıklarınla, yazdıklarınla tuz basıyorsun birde ve “Hadi uç” diyorsun şimdi de….Hayatımızın 15 yılını emekle sevgiliyle örmüş ve bunu “prensesim” dediğin evladımızla taçlandırmıştık;bir tek gülüşü hiçbir sevişmeye değişilmeyecek kadar kıymetli olan kızımızla.. Nefesim dediğim güzel yürekli yarim başka şehirlerde; bana yazdığı aşk dolu satırları başkasına yazıyor, başka gönüllere yerleşmeye çalışıyor; topladı valizini, topladığını zannediyor anılar taşıyor sağından solundan, acılar bıraktı yüreklerde şimdi; bu nasıl yürek yangınıdır, tarifsiz…Nasıl hala onun adını sayıklayarak atıyor kalbim, yorgun, paramparça, ama ille de o…Hızla koşuyordum, bazen durup dans ediyordum mutluluktan, yüreğim hep kıpır kıpır, iyi ki varsın diyordum; iyi ki varsın yoksa nasıl baş ederdim sıkıntılarla diyordu, can yoldaşım, minik güvercinim diyordu, nefesim diyordu, kraliçem diyordu; şimdi sen yoksun yüreğimde diyor, başkası için atıyor kalbim….Bıraktığı miras ağır bir hicran… Duvara çarptım, kalkmak için elimi uzatıyorum, ellerini çekiyor benden; o çektikçe uzatıyor ellerini ölüm…”

  2. ebru

    ” Ayaklarından, yüreğinden ve yüzünün renginden çaldığını geri alabilecek misin yetiştiğin yerde?”
    ”Onların yüzünde ılık, kayısı renginde bir telaş… Bakışları kış bahçesi gibidir onların: Etrafın hoyratlığına, serinliğine ilişmeyen saydam bir hat…”
    ”sakil bir entari gibi giyinmeyi mi düşlemiştin hayatı? Sonu gelmez koşular, kutu içinden çıkan kutular gibi, seni hiçbir yere taşımazken aslında”
    ”Hayatını bir yerine kadar başa sarıp, yeniden okuyacaksın gözucuyla bakıp koştuğun bütün satırları”
    ” sen karanlığın yoğunluğunda ve onun kendine has kör süratinde yok olacaksın. ”
    ”Tozunu attırarak koşuyorsun sen, üstünü örterek o tozlarla hakikatlerin…”
    ”Yetişebileceğini mi zannediyorsun? Yetişsen de göreceğini mi zannediyorsun bu karanlığınla?”
    çizdim altını tatlı kadın…. 😉
    farkında, aydınlık zamanlara… kalemine sağlık

  3. bahar

    Can yoldaşım, doğum günümden bir gün önce, 22 nisanda söyledi yüreğinin başkası için attığını; doğum günümün ilk saatleri gözyaşlarıyla yıkandı sabaha kadar…Ve sizin “Üç günlük dünya ” yazınızı birkaç gün sonra okudum; nasıl da örtüştü yaşadığım duygularla…
    Yazdığım bir nevi “sesleniş” ‘ime yorum yazmanız sol yanımı titretti…oğlumuz olursa “rüzgar ” koyacaktık ismini biliyor musunuz….
    Sevdiklerinizle kalın, ama ömrünüzü onlarla örmeyin, sökemiyorsunuz sonra, ya da söktüğünüzde hayatınız delik deşik bir paçavraya dönüşecekmiş gibi geliyor….

    • Bazen o kadar dahil oluyoruz ki…
      O kadar ortaya koyuyoruz ki kendimizi…
      Baska turlu olmak mumkun mu bilemem…
      Guzellikleri dibine kadar yasamak icin goze aliyoruz hayatin her ayrintisini.
      Belki suan cok taze fakat umarim sizin icin yeniden sabah olur. Hem taze hem guzel…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s