Sıyrık Acısı

by. ciaran duffy

Hava güneşlidir.

Bu güneş bana öyle ilham verir ki, kapıyı açar atarım kendimi balkona. Elimde kahvem, dudağımda sigaram… Yaz babam yaz… Kelimelerin ışıkla valsi. İşte bunu düşlerim. Oysa dışarıda, sinsi ve serin bir esinti dolaşmaktadır. Oturduğum yerde, çıplak kalan bileklerimi, ensemi ve yüzümü ısırıp durur.

Ona rağmen, orada kalmaya ve düşünü kurduğum gibi; kahvemi yudumlayıp, iki kelam karalamaya devam ederim.

“Ne güzel ışıksın sen…”

Esinti ise varlığını hissettirmeyi sürdürür. Artık yapacaklarına, yapmayı arzu ettiklerine değil, seni küçük ısırıklarla sıyırıp duran rüzgara akmıştır düşüncen.

İyi ihtimalle kapalı bir yere geçecek, fincandaki kahveyi lavaboya boca edecek ve sigaranı da söndürmüş olacaksındır. Ağzında güzel bir hevesin yarım, ham, kekre tadı…

İnsan ilişkilerinde, insanların birbirleri hayatlarındaki var olma biçimleri de böyledir. Kimisi, güneş gibi kuşatır, ilham verir, usulca çevreler ve tüy hafifliğinde hissedilir. Kimisi de daima hırpalar, sürtünür ve kendisini böyle hatırlatır.

Bizi, günün (ve hatta bir kertede hayatın) geri kalanından alıkoyar. Şüpheler, açıklamaya muhtaç bırakılan karşıt görüşler, kapalı anlatımların taşıdığı riskler ve bu risklerin gerginliği ile ortaya çıkan alınganlıklar güneşli havada belirip, gezinen sinsi rüzgarlar gibi ruhumu ısırıp durur.

Gerçeklik payı olmasına dahi gerek yoktur. Gerilimin kaynağında illüzyonlar, varsayımlar, kurgular uyuyor olabilir. Dahası dile getirilmemiş bile olabilir. Oysa, kıymık kıymık hissedilir bir sıkıntıyla kendilerini hatırlatırlar: “Ben buradayım ve bir insanı temsil ediyorum, seni üzen bir insanı…”

Ya kapalı olmak gerekir, bütün keyifleri söndürerek, ağzımızda kekre tatlar taşıyarak bir kilitli kutuya dönüşmek… Ya da esip dinmesini beklemek gerekir… Ruhumuzdan, etimizden bir taş sıyrığı akıp geçişini beklemek…

Belki de insan ruhunun bir katman daha kalınlaştığı anlar bunlardır. Dokunan ne olursa olsun, bu denli acıtmasın bir daha diye, zihnimizin ve yüreğimizin birleşip komando eğitimi yapışıdır…

“Kimse kırmasın beni artık… KIR(A)MASIN”

Nefesimiz gövdemizi yırtarak dolanırken, “Neden pürüzsüzce sevmeme müsaade etmiyorsun seni?” diye sorabiliriz içimizden…

İşte bu yüzden yüreklerimizi hafifletip, egolarının ağırlıklarını omuzlarımdan alan insanlar… Sefa geldiniz hoş geldiniz.

Beni açıklamalara mecbur bırakıp, tedirginliklere mahkum etmeyenler, size öyle sıcak bir saygı duyuyorum ki, zira açıklamalarla doldurmadığımız bütün alanları saygı ve hürmetle kaplıyorum.

Öte taraftakiler! Yalancı bir bahar gibi duruyorsunuz, dostluğunuzda ısınacağımı zannediyorum fakat ruhumun üstünde serin bir sıyrık acısı gibisiniz, kanamadan sızım sızım sızlıyorsunuz…

Böyle bir var oluşunuz var, amenna…

Oysa, yok oldukça iyi geliyorsunuz insana…

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Asıl mesele...

One response to “Sıyrık Acısı

  1. ebru

    Öte taraftakiler! Yalancı bir bahar gibi duruyorsunuz, dostluğunuzda ısınacağımı zannediyorum fakat ruhumun üstünde serin bir sıyrık acısı gibisiniz, kanamadan sızım sızım sızlıyorsunuz…kalemin dert görmesin tatlı kadınımm…tespit harika olmuş,çizdim altını..;)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s