Uyku Sersemi/ Bölüm-1

 

Uyku Sersemi

-Vera Nil’in gerçeküstü yaşam öyküsü-

 

 

 

 

kar küresinde kalabalık

kar küresinde kalabalık, eeu

 

-1-

Ben hayatta kimseyi kıskanmadım. Büyük laf. Ama her şeyi anlatırken dürüst olmaya kararlıyım, bu da hakikat… Kıskançlığı tanıyorum fakat sevmiyorum. Bu duyguyla ilk karşılaştığımda -ki duygularımızın aklın bir yanına kaydedildiklerine ve zamanı geldiğinde tek tek şalterleri kaldırılıp yandığına inanırım. Evet duygular, durumları aydınlatan ampullerdir. Hah işte, öyle bir anda, kıskançlık ilk kez yanıp içimde belirdiğinde “eeeh” dedim “bundan bir halt olmaz”

Bana bir faydası olmayacağını anladım. Bazılarını itiyor, diriltiyor, canlandırıyor bu da doğru ama bende işe yaramadı. Daha çok sevimsiz bir bulantı gibi seyretti. Ayağıma dolandı, kıpırdayamaz oldum. Ben de başlamadan bıraktım. Bunun daha çok faydasını gördüm diyebilirim. Beş metre karelik odaya koyduğum heyula bir kaya parçasından farksızdı. İşlevsizce yer kaplıyordu.

Birileri benden daha güzel doğmuş, daha akıllı, zengin, başarılı olmuş diye yüreğimi daraltmanın, sorularıma cevap olduğunu söyleyemem. Birilerinde olan ve bende olmayan şeylerden yola çıkarak kendi hezimetlerimi açıklayamam… Başkalarının yaşantılarından ve o yaşantıların eriştiği harika yerlerden kendime hırslar ve bahaneler biçemem… Çünkü bunun bana hiç yardımı olmuyor. Böyle yaptıkça o sevimsiz kaya kütlesini alıp dar evrenimin ortasına yerleştiriyorum. Boğuluyorum…

Üniversitede aynı dersleri aldığımız bir arkadaşım vardı. Ona Paris diyelim.

Paris,  kendi yüzünden mutsuz bir adamdı. Onun için her şey yarışmaktan ve bir adım önde olmaktan ibaretti. Bunun altından kalkacak kadar zeki ve cesur değildi. Bunu kabul edecek kadar bilge de değildi. O da kıskançtı… Daima “bir şeye/kişiye göre” var oluyordu. Kendisini kıyasladığı şeyler/ insanlar karşısında içini kaplayan yetersizlik duygusu onu saldırgan ve dahası saçma sapan bir insan haline getirmişti. Gerçekten bir şeyi merak ettiği, bir bilginin kendisine kıymet verdiği için öğrenmez onun yerine “bir kimseye göre” daha bilgili olabilmek için bilmeyi isterdi. Hayatını zehretmişti. Sınavlardan aldığı puanlar, okuduğu kitap sayısı, yattığı kadın sayısı derken her şey koca bir skor tablosuna işlenecek kadar niceliğe dönüşmüştü. Onun nefes almaksızın rekabet edişini gördükçe, kıskançlığın dönüşebildiği her şeyden korkmuştum. Tek bir nefes boşluğu dahi bırakmaksızın, doyumsuzca ‘en iyiyi’ kovalaması, kendi adına var olabileceği ‘en iyi’den uzaklaşmasına neden oluyordu. Yorucuydu. Zaman zaman üniversite günlerimi özlesem de Paris’i hiç özlemiyorum. Onun hakkında yazarken bile soluk alışverişim değişti, seyreldi…

Annem bana başka türlü bir dünyanın mümkün olduğunu göstermişti.

İtiraz etmek, her zaman ateşli karşı çıkışlarla ve bağıra çağıra dövüşmekle olmuyordu. Bana “Forest Gump” filminin bir kaydını verip seyretmemi söylediğinde, nereye varacağımızı anlayamamıştım. İlk izlediğimde, kurgunun akıcılığı beni öyle içine çekmişti ki, annemin bana film üzerinden vermek istediği mesajı unuttum gitti. Oysa mesajları severim… Görünenin içinde saklanan öz, gizemli bir arayış, başka bir dereceden odaklanma gerektiren seyirler, takipler… Metaforların ardındaki cevherler, benzetmelere gömülmüş hazine sandıkları… Entelektüel bir maceracılıktır bu.

“İzledin mi?” diye sorduğunda “Evet, çok zevkli bir film” diye yanıtladım onu. Bilindik bir Hollywood yapımıydı, cezp edici unsurları vardı, heyecanlandırabiliyordu nokta.

“Yeniden izlemen gerekecek” dedi, istediğini alamayan sesiyle bana…

O anda, hala oynatıcının içinde duran kayıt geldi aklıma ama yeniden başlatmayı ve gördüklerimi yeniden görmeyi hiç istemedim. Ta ki, uykum kaçıp yalnızlığım bana akıl oyunları yapana kadar…

Korkumu bastırmak için tabii ki önce bütün ışıkları yaktım.

Sonra da kaydı tekrar çalıştırıp filmi izlemeye başladım. Bittikçe yeniden izledim. Büyük bütçeli ve konusu kabak gibi ortada olan bir Amerikan filmi için bu kadar gayret sarf etmek sinirimi bozmadı değil. Ama gün doğarken anladığım, beni hayat boyu sakin tutacak olan düşünceydi: “Yaptığın şeyi sonuca ulaşmak için yapma! Kendisi için yap” Bu antik öğretilerin temelinde duran yaklaşımdı. Biz modern insanlar, bilgiyi hükmetmek için isteriz. Oysa antikler bilgiyi, sadece bilmek için isterler. Kendi içindeki güzelliği, anlamı isterler… O filmde gördüğüm, sonuca odaklanmayan, eylemin kendisini yücelten tavır aklımın köşesine kazınacaktı.

Bu yüzden çalıştım ama meslek sahibi olmadım. Karnımı doyurmak için para kazandım, kimseye muhtaç olmamak için… Ama başarıları, başarısızlıkları para ya da notlarla ölçmedim.

Bu hikâyeyi de anlatmak için yazmıştım. Sadece anlatmak…

Bazen konuşurum, bazen çizerim, bazen de yazarım…

Bunları iyi ya da kötü mü yapıyorum, güçlü mü abartılı mı sade mi saçma mı, hiç tartmadım. Tek derdim anlatmak…

Hikâyem sayesinde para kazanmak, şöhreti bulmak, uzun ve afili bir öz geçmiş yazabilmek için değil, sadece anlatmak için anlatmak… Ben bir anlatıcıyım, yapmaktan en çok hoşlandığım şey bu. Kendi yalnızlığımda yırtık açabildiğim tek yer de bu… Bazen rolünüz sadece anlatmaktır. Sonuç olarak ne olur, neye yol açar, neyi hızlandırır, yavaşlatır, durdurur ya da uyandırır bunu umursamazsınız.

Biriktirdim ama anlatamadım. Oysa duyduğum, işittiğim, izini sürdüğüm ve zamanı gelince yaşadığım, dünya yüzünde pek az insanın şahit olabildiği şeyleri söylemeliydim. Söyledim. Ama kendi kendime… Böyle bir hikaye, parçalar halinde yaşayamaz. Bir anlatıcının kucağında cıva taneleri gibi bir araya gelmeli ve bütün oluşturmalıdır. Onları tek tek topladım, bir araya getirdim.

Bugün, bana onursuz ve aşağılık bir eylem gibi gelse bile onu anlatabilmek için elimde kalan son kozu oynadım.

Kıskanmadım hayatım boyunca, söylemiştim… Beni ne kadar boğduğunu, tükettiğini…

Ama şu an kıskanıyorum, anlatma isteği beni ele geçirmeden önceki halimi, genişliğimi, özgürlüğümü.

Ölmek için de daha iyi bir sebep yok.

Reklamlar

8 Yorum

Filed under Uyku Sersemi

8 responses to “Uyku Sersemi/ Bölüm-1

  1. figenilkertoptas

    Seninle adeta
    küllerimizden yeniden doguyoruz eline emegine duyguna saglik

  2. Yeni bir seruven heyecanlandim bekliyc her kelimeni…

  3. ssa

    yazinin okunacak sadece 2 cumlecigi var koskoca paragraflarda satirlardan olusan..
    “Yaptığın şeyi sonuca ulaşmak için yapma! Kendisi için yap.” hepsi bu..

  4. Ben kitap okumadan duramam
    Ben her gun bir paragraf bile olsa birsey okurum
    Ben her kitabi bitirme kaygisina dusenlerden degilim
    Cunku ben kuflu ekmegi sonuma kadar yemem
    Ben okurken biktigim kitaba bir daha geri donmem,okurken yoruldugum icin biraktigim kitaba geri donerim
    Ben beni aglatan,gulduren cumlelere hayran olurum,duygularimi avucunda tutan birseydir bu
    Ben her yazari okurum ama her cumleyi begenmem
    Ben beni baska bir insana goturen ,”ben”oldugumu unutturan cumleleri severim
    Benim citami yukselten,beni biz yapan yuksek cumlelerden hoslanirim
    Ben seni okurken ben olmam,taptaze dumani ustunde bir ekmek yerim,sen olurum,o olurum,biz olurum ama ben olmam,usanmam yorulurum,bazen aglayip bazen gulerim,hayran olurum
    Ben seni okurum,seni severek okurum,isteyerek..

  5. arzu

    elif cok guzel anlatmissin kiskancligi ve goturduklerini kaybettirdiklerini.cok begendim musaaden olursa yazini kullanabilirmiyim okulda

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s