Bu Bir Düş Değil…

Geçtiğimiz Çarşamba günü, henüz gezi direnişinde bir grup arkadaş ha var ha yok, sadece çimlere uzanmışlar, kitap okuyorlar, sesleri duyulmamış, Sırrı Süreyya bile gitmemiş olabilir henüz oraya… yani olay tam bir direniş değil de bir tür pasif “hayır” safhasında…

Biz bunlardan habersiz, genç bir arkadaşımla oturup sohbet ediyoruz, bana diyor ki,

“Elif abla, içim sıkılıyor… Ne olacak bu memleketin hali? Sen ne dersin?”

Bende kesif bir sessizlik, on yıllık bir umutsuzluk bu. Yirmili yaşlarımı gün geçtikçe artan tuhaf bir düzeni öğrenerek geçirmişim. Ne zaman özgürlüğe benzettiğim bir şey zuhur edecek olsa, peşinden de bir baskı, bir yasak, bir yaptırım gelmiş… Sonra kılık değiştiren zulüm kol gezmiş, daha çok konuşulacağı yerde susulmuş, sinilmiş… Bazen kızıyorum, bazen hak veriyorum bu sinmelere dahi, o kadar bezdirici gidilmiş ki insanların üzerine; canları, ekmekleri, aileleri ile sınanmış olanlar bile var.

Bir süre önce her şey tek renkken, ve bundan yakınırken biz, şimdi iyiden iyiye rengini yitirip saydamlaşmış. Ne kadar görünmez kalırsan o kadar hayatta kalıyor gibisin bir bakıma. Gündelik şeylerle oyalanıyorsun. Hayat bir idare etme, günü kurtarma, kişiler bazında devam eden çatışmalar, uzlaşmalar silsilesi…

Nasıl olsa yarın da düne benzeyecek, nasıl olsa her şey birilerinin dediği gibi olacak; çünkü öyle oldu sustuk… Konuşsak da sonunda susmaya mecbur kaldık, tekel direnişini anımsar mısınız bilmem?

Koşullar böyleyken, benim teorilerimin çoğu kişiye ve kendisini profesyonel siyasi teorisyen olarak gören insanlara göre pek anlamı yok. Tutarlı olmasına tutarlı fakat benzeri görülmemiş, çocukça, uçuk şeyler anlatıyorum. Değil tamamen kısmen bile gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.
Velhasıl şahane, tutarlı, barışçıl ve imkânsız şeylerden söz ediyorum ben. Benzer dünya görüşünde olduğum arkadaşlarımla dahi düşüncelerimi paylaşırken, bana son derece farazi konuştuğumu anımsatıyorlar. Haksız sayılmazlar, zira biz ağır “darbelerle” susturulmuş bir neslin çocuklarıyız. Politikayı kitaplardan tanıyoruz. Eylemlerimiz ise koca bir okyanusta alabora olmaya mahkûm edilmiş küçük hareketler olarak kalıyor.

Politika bize daima tehlikeli, kaka, çirkin olarak anlatılıyor; bir grup takım elbiseli adamın ve dopiyesli kadının yaptığı şeye politika diyoruz biz.  Hep çevresinden dolaşıyoruz politikanın, politikaya benzeyen ama politik olmayan şeyler yapıyoruz… İçimizde karşılığını bulmayı bekleyen bir “dünya tasarısı” var; ama tek başına çok cılız ve yersiz bir ses olacak… Politikanın yeşereceğini bildiğimiz saksıları sulamıyoruz… Niye yapalım ki diyoruz. İçinde tohumlar uyuyan sulanmamış bir toprak var…

“Eee,” diyorum genç dostuma “iyisi mi sen okulu bitirince çek git buralardan… Çok bilirsen yok ederler, az bilirsen yok ederler, emekçiysen yok ederler, değilsen yok ederler, tam gün yasasına tabi doktorsan, dükkanına kilit vurmuş eczacıysan, avukatsan, yasama hakları müdahale görmüş bir hâkimsen, 4c yasası mağduru işçiysen, üniversite sınavına girecek öğrenciysen, üniversiteliysen, liseliysen, beş yaşında ilkokula hazır olmayan bir çocuksan, üç otuza çalışan güvencesiz bir madenciysen, hayal gücü yüksek bir yazarsan, kapısına kilit vurulmuş bir tiyatroda tiyatrocuysan, bileği kelepçeli bir gazeteciysen, kpss çalışmaktan iflahı gevreyen öğretmensen seni yerler burada… Git, ne olursan ol yine git…”

Yüzü düşüyor, “nasıl gideyim, dil öğreneyim ben iyisi mi” diyor… Homurdanıyor.

Ertesi gün, uyanmış, suratı yine beş karış…

“Yahu ne oldu?” diyorum, “Nasıl gideyim Elif Abla ya da nasıl kalayım diyor?” Yahu bu genç adam, bildiğin politik bir sancı çekiyor, dertleniyor… Utanıyorum kendimden, ona ümitsizlik aşıladığım için, direnmesini salık vermediğim için… Söylemeye de dilim varmıyor… Kişisel bazda kalacak siyasi tutumun diyorum. Komşunla paylaşacaksın, ihtiyacı olan hastana parasız bakacaksın, evladına özgürlükler vereceksin, mülk delisi, lüks manyağı olmayacaksın diyorum. Cık… Kesmiyor.

“Bak gülme ama” diye başlıyorum söze…

Baştan gülüyor, deli mi ne bu gençler? “Sana bir rüyamı anlatacağım, ütopyalı rüya”

Evet anlayacağınız rüya içinde rüya gibi…

Beni merakla dinliyor. Ona 2008’de rüyamda görüp, mutluluk içerisinde uyandığım ama sonra nerede olduğumu anlayınca hüngür hüngür, çocuk gibi ağladığım o rüyayı anlatıyorum.

(Hiçbir ilave olmadığına en değer verdiğim şeyler üzerine yemin ederim)

Rüyanın geçtiği yer: Gümüşsuyu, Beşiktaş İnönü stadı arasındaki yol ve Dolmabahçe yokuşu. Annem eskiden Gümüşsuyu’nda otururdu, oradan olacak zihnimdeki yeri.

Derken bir sabah uyanmışım rüyamda, yağmurlu bir günmüş, ama nasıl kalabalık. Her yer rengarenk. Ve köşe başlarını halaylar almış… Herkes kol kola, bilen bilmeyen halay çekiyor. Öpüşüyorlar birbiriyle, kucaklaşıyorlar. (Şimdi burası rüya mı, yoksa uykunun verdiği ferahlıktan mı bilmem) müthiş bir özgürlük hissi, ama nasıl geniş bir pencere açılmış kalbimde. Soruyorum yoldan geçen birisine, ‘ne oldu?’ diyorum; ‘devrim oldu’ diyor. Ben gümüşsuyundan dolmabahçeye kadar gözümde yaş, ağzımda ıslık yürüyorum.”

“Sonra” diye soruyor genç dostum, “uyandım” diyorum üzülerek… O da üzülmeye kaldığı yerden devam ediyor.

İki gün sonra bir sabah uyanıyoruz, köşebaşlarında yorgun, biraz kızgın ama çoktan kararını vermiş insanlar, gümüşsuyundan taksime, dolmabahçeye, ankaraya, mersine, türkiyenin dörtbirköşesinde direniş isminde bir halaya durmuşlar…

Rüya mı diyorum…

Rüya mı bu? Gözümü kapatıp, duruyor, sonra yeniden uyanıyorum.

Bütün bunlar gerçek, yüreğimde açılan pencereden anlıyorum bunu, özgürlük hissinden…

Ben uyanıyorum, hepimiz uyanıyoruz…

Yitirmemek için bu şahaneliği, uyumamacasına uyanıyoruz hem de…

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Asıl mesele...

One response to “Bu Bir Düş Değil…

  1. Reblogged this on divadonnabella and commented:
    okunmalı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s